Özgürlüğe tapmak özünde şeytana tapmaktır | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>Özgürlüğe tapmak özünde şeytana tapmaktır 06.12.2014 19:08

Özgürlüğe tapmak özünde şeytana tapmaktır


 

İyi-kötü, hayır-şer farkı gözetmeden her şeyi isteme ve yapma şeklindeki mutlak özgürlük şeytanın yeryüzünde egemen kılmaya çalıştığı bir özgürlüktür. Suçların serbest olduğu, hapishanelerin bulunmadığı, günahın övgü aldığı, kötü duygular ve arzuların alabildiğine azgınlaştığı, ahlaki değerlerin olmadığı bir kaotik dünya, İblis’in âdemoğullarına yaşatmak için and içip Allah’tan mühlet istediği idealidir.

Yüce Allah İblis’in dileğini kabul etmekle beraber; kötülüğün yeryüzüne egemen olmasını engellemek için peygamberler ve kitaplar göndererek insanlığı uyarma, aklı, vicdanı, imanı hâkim kılma mücadelesini başlatarak hakkı üstün tutma cehd ve azmini örgütlemekle görevlendirdi.

Kâinatın özünü çekirdeğini oluşturacak şekilde yaratılmış olan insanın kendisi de tek başına kendine özgü bir dünyaya sahip kılınarak iyi ile kötünün mücadelesini içinde yaşamakta, böylece imtihan edilmektedir. Başarısı ebedi hayatındaki yeri, konumu için belirleyici olmaktadır.

Yüce Allah dünyada kötülüğü hâkim kılmaya and içen Şeytanı bütün insanlık için imtihan vesilesi yapmak üzere musallat ederken; her insana “kötülüğü emreden nefsini” musallat etmiştir. Buna karşın iyiliği emreden vicdan vererek korunması için de imkâna sahip kılmıştır.

Yüce Allah insanlığı inkâra, kötülüğe saptıran Şeytana mühlet verip imana iyiliğe çağıran vahyini ileten peygamberler, kitaplar gönderdiği gibi; her insana da iyilik ve kötülüğü ilham etmektedir. Bu durum Şems Sûresi 8. Ayetinde şöyle bildirilir:

Sonra ona fücurunu (sınır tanımız günah ve kötülüğünü) ve takvasını (ve ondan korunmasını) ilham edene (and olsun).

Görülüyor ki aslında insan için mutlak özgürlük diye bir şey de yoktur; ya Allah’a ya da Şeytana kulluk etmesi söz konusudur. İnsanın özgürlük zannettiği nefsinin kötü hava ve heveslerinin kölesi olması, başka bir deyişle Şeytana kul olmasıdır.

Allah’a kulluk ise imanın aydınlığında aklın kılavuzluğuna, vicdanın sesine uymak ve yüce ahlaki prensipler çerçevesinde insana yaraşır ideal bir hayat yaşamaktır.

Yüce Allah’a kulluk için nefsin kötü arzu ve isteklerine karşı kararlılıkla, azimli bir mücadeleyi hayat boyu sürdürmek gerekir. Lakin Şeytana kulluk için hiçbir çaba, gayret, azim gerekmez; kendini nefsine bırakıp koyuvermesi yeterlidir.

Basın özgürlüğüne bu pencereden bakıldığında yine aynı şey görülür. Eğer basın özgürlüğü her halükârda hakkı üstün tutmak, haklıdan yana olmak için kullanılır, bu uğurda verilecek mücadele için vasıta yapılırsa hayati önemde ihtiyaçtır.

Şayet böyle değil de basın özgürlüğü haksız çıkarlar, gayri meşru arzu ve istekler uğruna güçlüden yana, toplum aleyhine kişisel çıkarlara alet, dayanak edilirse, o takdirde faydadan çok zarar verir.

Basının mutlak tarafsızlığı söz konusu değildir. Basın sektöründe çalışanların da - nefis ve vicdan sahibi olarak imtihana tabi oldukları için- hak-batıl mücadelesinin bir tarafında olmaları kaçınılmazdır.  Ancak objektif, adil olmaları mümkündür.

Gerçek özgürlük kula kul olmak zorunda kalmadan yalnızca Allah’a kulluk etmek ve hakka, adalete dayalı bir barış ortamında yaşamaktır. Allah’a kulluktan azade hareket etmek ya kötülüğü emreden nefsinin zebunu ya da kendisi gibi nefsinin zebunu kulların kulluğuna mahkûm olmak demektir.

Basın özgürlüğünü kullananlar, Allah’tan başkasına kulluk etmeyen, kamu yararı gözeterek yayın yapan, inançlı, dürüst, namuslu kişiler olmalıdır. Aksinde herkes zarar görür, kamu düzeni bozulur, toplumda huzur kalmaz.

İnsanlar ne kadar yüksek ahlak, karakter sahibi ise o kadar daha çok özgür olma, özgürlüğü kullanma imkânına sahip kılınmalıdır. Her suçu işleyen, günahı irtikâp eden kişilerin bazı özgürlükleri kısıtlanmalıdır. Cezaevleri, özgürlükleri suiistimal edenler içindir.

Kişinin özgürlüğü başkasınınki ile sınırlıdır tarifi eksiktir. Başkalarının sınırından önce de kişiyi engelleyecek sınırlar vardır. Ahlak, erdem kişinin özgürlük sınırına başkalarının sınırına dayanmadan kendine birtakım sınırlar getirmeyi gerektirir.

Örneğin kişinin kazandığı helal malı üzerinde meşru çerçevede tasarruf etmesini hukuk ona ait bir özgürlük olarak tanımlar. Lakin kişinin bu malındaki tasarrufun bir kısmından özveride bulunarak başkaları ya da kamu yararı için vazgeçmesine erdem denir. Kişiler bu tür özgürlüklerden ne kadar özveride bulunursa topluma o kadar özgürlük bahşetmiş olur. Özgürlüklerin çoğunu imkânsızlıklar sınırlar.

Daha çok özgürlük ancak Allah’a daha iyi kul olmakla mümkündür. Vatandaşlıkla kulluk arasındaki nitelik farkı insanla hayvan arasındakinden çoktur. Aynı vatana ait insanlar gibi hayvanlar da “vatandaştır”. Lakin hayvanlar Allah’a kul olamaz.

Hayvanlar içgüdüsel arzuları ve iştahları ile hareket ederek yavruları dışında pek diğerlerine özveride bulunamazlar; özgürlüklerine sınır tanımaz, diğerlerine terk etmez, hak hukuk da bilmezler.

Kulluktan uzaklaşanlar hak hukuk tanımak istemedikleri için hayvanlığa yakın bir anlayış içinde hareket ederler. Başkalarının hakkına hukukuna riayet edip özveri ile hareket etmek için ahirete iman gerekir. Şayet ahiret yoksa hesap vermek ve iyiliğin karşılığını görmek söz konusu değilse hayvanlaşmamak için ne neden var?

Özgürlük tapınılacak bir kutsal değildir. Bireyin, toplumun vazgeçilemez ihtiyacı, insanlığın onurudur. Kötüye kullanıldığında ise her türlü felaketin nedenidir.

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright