Özgür toplum ve birey bağımsız ülkede mümkündür | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>Özgür toplum ve birey bağımsız ülkede mümkündür 17.04.2016 18:14

Özgür toplum ve birey bağımsız ülkede mümkündür


Toplumlarına insan hakları ve özgürlük tanımayan baskıcı dikta yönetimlerinin dışa bağlı, müstemleke tipi ülkelerin bir karakteristik özelliği olduğu gerçekliğinin dünyadaki örnekleri sayılamayacak kadar çoktur. Bağımsız olmayan ülke gerçek bir demokrasi uygulayamaz.

Kuzey Kore, Küba gibi hiçbir dış etkiye boyun eğmedikleri gözlemlenen bazı ülkelerde de baskıcı dikta yönetimleri olması, insan haklarına, özgürlüklere yer verilmemesi istisnai bir durum değildir. Bu tür ülkelerin bağımsızlıkları görüntüdedir; bir dış güce bağımlılıkları ise örtülüdür. İlk bakışta görülmeyen bu gerçeklik ancak siyasi tahliller yapılarak anlaşılabilir.

Dünyada ülke yönetimlerini kontrol eden uluslararası öyle derin yapılanmalar vardır ki, ne tür icraatlar, faaliyetler yaptıkları kamuoyuna yansımadığından çıplak gözle görülemezler.

Bir ülkenin gerçek anlamda bağımsız olabilmesi için dış etkilere maruz kalmayacak güçte ve kendi ayakları üzerinde durabilecek kabiliyette olması gerekir.Yoksa kararları özgürce alamaz. Vesayetçi yönetimler gerçeği halktan gizleyerek danışıklı şekilde bir bağımsızlık, özgürlük profili çizer, yanıltıcı bir algı oluştururlar. Bu, örgütlü ve organize şekilde yapılır.

Türkiye’yi Birinci Dünya Savaşında mağlup edilerek toprakları galip devletlerce bölüşülen Osmanlı Devletinin bakiyesi üstünde İngilizler başkent İstanbul’u işgalleri altında tutarken hile ve entrika ile örtülü bir müstemleke şeklinde kurdular.

Kurtuluş savaşı yapıldığı, zafer elde edildiği,ardından Lozan’da kıran kırana müzakereler yapılarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu şeklindeki resmi söylem tamamen uydurulan ve hiç aslı olmayan bir hikâyedir.

Dağıtılan Osmanlı Devletinin toprakları üzerinde kurulan diktacı Baas rejimlerinin prototipi tek partili rejimin kurucusu CHP’dir. Baskıcı jakoben yönetim her türlü muhalif düşünceye engel olup yasak koyduğu için kurtuluş savaşı diye anlatılan süreçte gerçekte ne olupbitti bilinemedi. Bilenler de kayda geçiremediğinden her şey tarihin karanlığına gömüldü.

Lakin üzerinden geçen bir asra yakın zamana rağmen mızrak çuvala sığdırılıp her şey de karanlıkta bırakılamadı. Bugün de matematik ve fizik kanunları bilimsel olarak bir kurtuluş savaşı yapılmadığını kesin olarak ispatlamaktadır.

Şöyle ki; bugün Zafer Bayramı olarak kutlanan ve büyük taarruz diye nitelenen olayı 30 Ağustos 1922 olarak tarihlendirmektedir resmi ideoloji. Bu resmi söylem düşman İzmir’e kadar kovalanıp denize döküldüğünde ise tarih 9 Eylül 1922 idi diyor! Yani her şeyi 10 gün içinde bitiriyorlar!!Bu, hiçbir şekilde gerçekleşmesi mümkün olmayan; bilime, akla ve mantığa tamamıyla aykırı, kabul edilemez bir safsata, tam anlamıyla bir palavradır.

Galip müttefik devletler güçlü ordularıyla onca Anadolu vilayetini işgalleri altında tutarken; Osmanlı Devletinin terhis edilip dağıtılmış ordularının bakiyeleriyle, 10 gün içinde tümüyle onları Afyon’dan İzmir’e kadar kovmanın akla ziyan absürt bir iddia olduğu bir yana…

Yapılan hesaplar motorize güce sahip olmayan ordunun atlar, katırlar, develer, kağnılarla büyük kısmı yaya iken;düşmanın hiçbir karşılık vermemesi durumunda Afyon’dan İzmir’e sadece yol alarak ancak 10 günde varabileceğini açık, net göstermektedir!

Yani ne taraftan bakılırsa bakılsın işgal ordularına karşı herhangi bir savaş yapılmadığına matematik, fizik ve mantıkla açık seçik şekilde kesin kanaat sahibi olmak mümkündür.Bu gerçeklik hiçbir şekilde yadsınamaz, asla reddedilemez. Peki, o halde gerçekte ne oldu?

Karşı karşıya olduğumuz bu durum entrikacı, hilekâr İngiliz dehâsının bir şaheseridir. Çok sofistike bir senaryonun sahnelenmesi ile sağlanan bu durumun kaçınılmaz tek izahını şu şekilde yapmak mümkündür:

İşgal altındaki Anadolu illerinin Hasan Basri Çantay, Rıdvan Hoca, Sütçü İmam gibi İslam âlimleri öncülüğünde başlattıkları milis direnişleri düşman ordularına kalıcı olma imkânları vermiyordu. İşgalin sürdürülebilir olmaması yüzünden bir senaryo hazırlanıp sahnelendi...

İttihat ve Terakki iktidarı -Engin Noyan’ın ifadesiyle- rıhtımda işgal birliklerini İskoç Bölüğü Marşı Bestesiyle bestelenen Kâtibim Şarkısını okuyan koro ile karşılamış hiçbir reaksiyon göstermemişti. Anadolu’nun aksine,İstanbul işgalini İngilizler sorunsuz devam ettiriyordu.

İngiliz işgal kuvvetleri kendilerine yakın İttihatçı askerlerden bir grup belirleyip Anadolu’ya çıkarma yapmak üzere gemiyle Samsun’a gönderdi. Mustafa Kemal de Padişahı ziyarete gidip ikna ederek kendisinden onay ve yetki aldı.Padişahı temsilen, İngilizlerin desteğiyle Anadolu’ya gidildi, faaliyetler öyle gerçekleştirildi.

Sonunda,Ankara’da bir cuma günü dualarla, tekbirlerle, hatimlerle ve kurbanlar kesilerek açılan Meclis şeriat adına bir kurtuluş savaşı başlattı. Amaç, İslam âlimlerinin başlattıkları milis direnişlerini bertaraf edip Anadolu’yu kontrol altına almak için herkesi ikna etmekti.

İngilizler bununla senkronize şekilde müttefik işgal ordularına hızla Anadolu’yu boşaltarak geri çekilmeleri talimatını verdi. İşgal orduları süratle çekilirken Ankara kuvvetlerine onları kovalama emri verildi. Alelacele verilen emirde ironik bir hata yapıldı.Ordular ilk hedefiniz Akdeniz denildi;oysa istikamet İzmir’e, Ege Denizineydi! Ankara Hükümeti düşmanlardan vatanı böylece temizleyerek büyük zafer kazanmıştı!Herkes ister istemez, emrine amade olmak durumundaydı.

Ondan sonra İngilizler Lozan Anlaşmasında“çok çetin müzakereler sonucu” istedikleri sınırlar içinde, istedikleri şartlarda Türkiye Cumhuriyeti’ni “bağımsız” bir ülke olarak tanıdı ve ondan sonra İstanbul’un işgaline son verdi. Kurtuluş savaşı şeriat adına başlatılmış idi güya. Ama cumhuriyet devrimleriyle İslam düşmanlığı yapıldı.Nice Müslüman idam edilip İngilizlerin istediği her şey yapıldı.Türkiye örtülü bir İngiliz müstemlekesi halinde varlığını sürdürdü. İkinci Dünya Savaşının bitiminde, Yalta Konferansında Batı Blokunun patronajı İngiltere’den ABD’ye geçince Türkiye ABD’nin örtülü sömürgesi olarak varlığını sürdürdü.

Erbakan Millî Görüş hareketini hile rejimi ve köle düzeni dediği bu müstemleke yönetimi karşısında başlattı. Türkiye 40 yıl süren bu mücadele sonunda bağımsız politikalar izleyip özgürce kararlar alabilen bugünkü bölge lideri küresel güç konumuna gelmiş oldu.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında; ambargolarla, sağ-sol anarşisi çıkartarak, Ermeni soykırım iddialarıyla, ASALA ve PKK terörünü örgütleyerek, derin yapılanmaların direnişi, provokatif eylemleri ile Türkiye’yi bağımsızlık yolundan ayırmak isteyen iç ve dış çevreleri Millî Görüş her şeye rağmen başarıya ulaştırmadı.

14 yıllık tek başına AKP iktidarında, artan bir trendde uygulanan Millî Görüş politikalarıyla Türkiye küresel ölçekli büyük projeler gerçekleştirdi, üstün teknoloji ile savunma sanayiini geliştirdi. Bu sayede dış etkilerden azade demokrasisini de geliştirdi, geliştiriyor.

Eğer ileri demokrasi, özgürlük, eksiksiz insan hakları istiyorsak; Türkiye’nin her bakımdan güçlü ve bağımsız bir ülke olmasına katkı yapıp destek olmamız lazım. Türkiye’nin Suriye gibi olmasına çalışanların yanında yer alanlar demokrasi, özgürlük istiyor olamazlar.

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright