Milleti oluşturan temel faktör aidiyet duygusudur | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>Milleti oluşturan temel faktör aidiyet duygusudur 06.03.2017 12:36

Milleti oluşturan temel faktör aidiyet duygusudur


Her seçim öncesi güncellenen profesörün oyu ile çobanın oyu bir mi geyiği referandum öncesi temcit pilavı gibi ısıtılıp yine gündeme sunulmuş durumda. Vatandaşlar evet ne getiriyor, hayır ne götürüyor bilmeden, anlamadan sandık başına gidip tercih yapacaklar diyen vesayetçi korosu yine yana yakıla çağlıyor. Çobanlar evet, profesörler hayır diyecekmiş gibi bir algı oluşturmak isteniyor.

Demokrasi bizimkiler kazanırsa çok harika anlayışının zebunu Eski Türkiye sevdalıları dışarıdan güdümlü jakoben rejimin resmi ideolojisi çerçevesi içinde kalmak şartıyla özgürlüğü, insan haklarını kabul edilebilir görüyorlar.

Dahası, adaletin dahi resmi ideolojiye bağlı olanların hakkı olduğu, diğerlerinin layık olmadığı düşüncesine sahipler! Anayasaya yargı bağımsızdır yazmışlar ama tarafsızlığını göz ardı edip kayda geçirmemişler. Yapılan değişiklik yargı bağımsızlığı gibi tarafsızlığı da içeriyor. Referandumda hayır tercihi yapanlar yargının tarafsızlığını da reddetmiş olacaklar!

İnsanlığın geldiği noktada bulabildiği en iyi rejim olarak nitelenen demokrasi; fertlerin tek tek arzusunu, iradesini yerine getirmeyi öngören bir yönetim biçimi değildir. Böyle bir yönetim şekli zaten ne nazariyatta ne pratikte mümkündür.

Demokrasi yönetmek isteyenlerin ne yapmak istediklerine dair toplumun rızası ve olurunu almada yarışmalarını öngörmektedir. Ne yaparlarsa yapsınlar halkı razı edip olurunu alsınlar diye birtakım kurallar getirmektedir. Amaç dayatmacı jakoben yönetimler oluşmaması, diktatörlerin toplum yönetimini ele geçirip zor ve şiddet uygulama imkânı bulamamasıdır.

Demokrasinin diktatörler çıkarmaması için de kuvvetler ayrılığı ilkesi getirilmiş, gücün tek kişide toplanmasını önleyen tedbirler alınmıştır. Ancak Eski Türkiye demokrasisi uyguladığı parlamenter sistemi, kuvvetler ayrılığını sözde bırakan bir şekle sokmuştur.

Şöyle ki; tek başına iktidara gelen partinin lideri başbakan olduğunda Meclis’in başkanını da seçiyor, grup kararı alarak istediği yasayı çıkartabiliyor. Vesayeti ihlal etmemesi için de geniş yetkilere sahip sorumsuz cumhurbaşkanı emniyet supabı gibi yönetimin tepesinde tutuluyor. Cumhurbaşkanı seçebilecek sayıda milletvekili olan AKP’ye Abdullah Gül’ü seçtirmemek adına 367 hileişeriyesinin uygulanması vesayet rejiminin milli iradeyi engellemesi çabasıydı. İpler ondan sonra koptu zaten.

Eski Türkiye vesayetçi parlamenter sisteminde taraflı ve sözde bağımsız yargı da rejimi koruma ve kollama misyonuyla aslında milli iradeyi ipotek atına alma amaçlı işlev görmekteydi.

Açıkçası sözde tarafsız cumhurbaşkanı ile bağımsız yargı dışa bağlı vesayet odaklarının kontrolündeydi. Dışarıdan güdümlü vesayet demokrasisi işletilerek müstemleke tipi Eski Türkiye yönetimi hile ile millete rağmen oluşturuluyordu.

Meclis’ten geçirilen anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanı yalnızca yürütmeyi, parlamento ise yasama ve denetlemeyi üstlenirken yargının bağımsız, tarafsız şekilde milli irade adına görev yapması esası getiriliyor. Açıkça görüldüğü gibi kuvvetler ayrılığı ilkesi uygulanabilir duruma getirilirken tek adam olmanın tüm yolları tıkanıyor! Vesayetçi Eski Türkiye korosu yeni sistem diktatör çıkartacak diye yeri göğü inletiyor! Gerçekte ise vesayetçi rejimin çanına ot tıkayarak milli iradenin tecellisi için tüm engeller ortadan kaldırıyor.

Kuvvetler ayrılığı ilkesini uygulanabilir kılarak milli iradeyi yegâne üstün kuvvet haline getiren Türk Tipi Cumhurbaşkanlığı Sistemi karşısına agresif şekilde çıkan kesimlerin küresel güçlerce hararetle desteklenmesi manidar değil mi?

Milli iradeyi aşağılamak, itibarsızlaştırmak için ileri sürülen profesörün oyu ile çobanın oyu bir olur mu iddiası art niyetli bir demagojiden ibarettir. Asıl olan kişinin aldığı eğitim düzeyi değil, millete olan aidiyet duygusudur. Ülkesi/milleti aleyhine yabancılarla işbirliği yapanın oyu demokraside geçerli olsa da değerli değildir. Mankurtlaştırılmış aydınları, akademisyenleri, gazetecileri, sanatçıları ülke ve millet için bir değer olarak kabul edip görüşlerine itibar etmek isabetsiz sonuçlara götürür.

Bir toplumu millet yapan ortak değerlere sahip, ülkeye güçlü bir aidiyetle bağlı, varlığını ve bekasını mensubu olduğu halkın birlikteliği bilinciyle değerlendiren bir kitlenin varlığıdır. Ülkesine, milletine aidiyet duygusu taşımayanların varlığı elbette ki sorun yapılmamalıdır. Lakin onların ülkeye/millete dair görüşlerini ve düşüncelerini kale almak çok doğru olmaz.

Anayasa yapılırken; toplumu oluşturan kesimlerin uzlaşması, sosyal dengenin gözetilmesi, adalete ve hakkaniyete riayet edilmesi kesin gereklidir. İslam’a da uygun olan budur.

Zannedildiğinin aksine İslam teokratik yönetim öngörmemektedir! Medine’de kurulan İslam Devletini Müslümanlar-Yahudiler-Hıristiyanlar uzlaşarak beraber kurdular. Hz. Muhammed (SAS) liderliğinde hazırlanan Medine Sözleşmesi’ne hâkim olan anlayış “Senin dinin sana, benim dinim bana” ilkesine bağlılıktı.

Dini otoritenin, dini kurallarla yönetmesi demek olan teokrasi Hıristiyanlığa ait yönetim biçimidir. Kifayetsiz bir kısım ulema teokrasiyi İslami yönetim sanmış ve savunmuş ise de gerçek öyle değildir. İslam’da halife siyasi otoritedir.

Hz. Peygamber (SAS) dışında İslam’ı anlama, açıklama, uygulama yetkisinde olan bir otorite kabul edilmemiştir. İslam’ın 2 temel kaynağı Kur’an ve Sünnet’i açıklama yetkisi tekel altına alınıp bir otoriteye bağlanamaz. İslami mezhepleri ortaya çıkaran neden de sen öyle düşünüyorsan, ben böyle düşünüyorum özgürlüğü ve liyakati olan herkesin içtihat yapma serbestisidir.

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright