Komplo teorileri | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>Komplo teorileri 16.12.2015 15:12

Komplo teorileri


Vahşi hayattaki hayvan sürülerinin yaşamlarını sürdürebilmek için liderlere evcil olanların çobanlara ihtiyacı dahi insanoğlunun yöneticiye ihtiyacı kadar değildir. İnsanların yönetilmeye ihtiyacı hayvanların güdülmeye ihtiyacından fazladır.

Hayvanların yönetimleri -tıpkı yaşamları gibi- programlandığı şekilde içgüdülerle olmasına karşın insanlarınki bilinçli, iradeli olduğu için çok daha zor, karmaşık ve çetrefilli; lakin kaçınılmaz ve vazgeçilmezdir. İnsanlar için yönetimsiz, yöneticisiz toplumsal hayat muhaldir; vahşi hayvanlardan daha çok birbirlerini yerler. İyileri melekten üstün, kötüleri hayvandan beter insanlar tek başına da yaşayamazlar.

İnsanların hem topluca hem de birey olarak yönetilmesi gerektiğinden ve ayrıca kişilerin zekâları, akılları, duyguları, yetenekleri dolayısıyla anlayış ve kavrayışları büyük farklılıklar gösterip arzu ve beklentileri çeliştiğinden yönetilmeleri zordur.

Bunca zorluklara karşın insanların ve toplumların yönetilmesindeki bir kolaylıksa pek azının üstün siyasi akla sahip olmasıdır. Herkes ya da çok insan siyaset bilse, toplum nasıl yönetildiğini anlasa, belki de yönetilmesi mümkün olmayacak.

İnsanlar arasında en ender görülen kabiliyet üstün siyasi akıldır. İçerisinde üstün siyasi akla sahip şahsiyetler çıkmayan toplumlar başka hangi türden kabiliyetleri yetiştirseler de yine izmihlale, inkıraza uğrayarak bir başka siyasi aklın iradesine, yönetimine mahkûm olurlar.

Üstün siyasi akıldan söz edildiğinde yalnızca toplumları, ülkeleri yöneten baştaki kişiler akla gelmemelidir. Genellikle başta olan görünürdeki yöneticilerin sadece aktör oldukları, asıl yöneticilerin arka planda kalarak bilinmedikleri çoğu insanın bilmediği bir gerçekliktir.

Nasıl ki filmleri, dizileri asıl gerçekleştirenler yönetmenler oldukları halde izleyici sadece aktörleri tanıyıp her şeyi onlara mal ediyorsa bu, ülke yönetimlerinde de böyledir. Tarih boyunca da bu genellikle böyle olmuş; ülkelerin başında bulunan şahısların asıl yönetici olduğu dönemler nadiren yaşanmıştır.

Kurulu düzeni olan ülkelerde, başa geçen yöneticiler yetersiz olmalarına rağmen eğer her şey tıkırında gidiyor, aksaklıklar olmuyorsa arka planında üst siyasi akla sahip yöneticiler olmasındandır. Bu türlü arka plan yöneticileri için oluşturulmuş günümüzde derin devlet denilen mekanizmalar, yapılanmalar vardır. Bir vücutta nasıl ki iç organlar deri ile kaplı olduğu için dışarıdan çıplak gözle görülemiyorsa, ülkeleri gerçekte yöneten mekanizmaları da sokaktaki insan göremez. Olayların, gelişmelerin siyaset laboratuvarında incelenmeden doğru anlaşılması imkânsız.

Denilebilir ki; peki, ülkeleri arka planda kalarak yönetenler neden öne çıkıp halkı açıktan, doğrudan yönetmezler? Nedeni şu: Konumlarını fiziki yeteneklerini halk beğenmeyeceğinden o göreve reva görmez. Açık hedef olduklarında yıpranırlar, bir süre sonra değişmek zorunda kalırlar. Oysa arka planda ömür boyu kalırlar!

Çok önemli bir diğer husus ise kendi güçleri, kabiliyetleri ile ayakta kalabilmeleri mümkün olmayan ülkelerin başka ülke yönetimleri tarafından güdümlü duruma getirildikleri gerçekliğidir. Onları açık ya da örtülü sömürge şeklinde yönetirler.

Eğer bir ülke başka bir ülkenin çıkarları doğrultusunda dostluk, müttefiklik adına politikalar izleyerek yönetiliyorsa bağımsız değildir. Çıkarına hizmet ettiği ülkeye paralel güdümlü şekilde yönetiliyor demektir. Lakin bu tür bir yönetim muhatap edilen halk tarafından bilinemez. Kamuoyu oluşturan mekanizmalar bu realiteyi başka türlü algılatır ve toplum başkaları hesabına yönetildiğini kavrayamaz.

Sadece günümüzde değil tarihte de küçük ülkeler büyük ülkelere bağımlı şekilde onlar tarafından yönetilerek sömürülmüşlerdir. İşbirlikçi yönetimler konseptinin temel nedeni, bir ülke yönetiminin yeterli güce ya da siyasi akla sahip olmaması, bu yüzden kendi ayakları üzerinde duramayıp başka bir ülkenin güç ve iradesine dayanmak zorunda kalmasıdır.

Ülkelerin grup oluşturmalarının da temel nedeni budur. Her ülke diğer ülkelerle eşit şartlarda işbirliği ya da ittifak kurabilir, bundan kaçınamaz. Lakin başkalarını yönetmek ya da başkaları tarafından yönetilmek bununla karıştırılmamalıdır.

Globalleşen günümüz dünyasının tek merkezden yönetilmesi giderek kaçınılmaz bir zaruriyet halini almaktadır. Çünkü bir ülkenin kontrol dışı kalarak istediği gibi hareket etmesi, özellikle de bir yöntem olarak terörü örgütleyip kullanması tüm insanlık için tehdit oluşturabilmektedir. Kitlesel imha aracı nükleer silahların da birçok ülkede üretilmekte olduğu bir dünyada tek merkezden yönetim olmadan güvenlik asla sağlanamaz, insanlığın yaşamı bütünüyle riske girer.

Elbette ki bütün bir insanlığı yönetmek, sorunlarını çözmek, ihtilafları gidermek, adalet, hakkaniyet içerisinde barış ve güven ortamı sağlamak için küresel kurum ve kuruluşlar gereklidir. Lakin çok daha önemlisi bu kurum ve kuruluşların hangi siyasi akıl ve zihniyetle yönetileceğidir. Şimdiki gibi savaş, terör, katliam, vahşet, toplu göçler, istikrarsızlık sürgit devam ederse insanlık alçaldıkça alçalır; dünyayı terör ve vahşet teslim alır, yeryüzü yaşanmaz hale gelir.

Bugün hiçbir ülke savaştan, terörden, katliamdan, sömürüden yana olduğundan söz etmediği halde bunlar hiç eksik olmuyorsa söylenenlerle yapılanlar arasında bir terslik var demektir. Bu söylemlerle eylemler arasındaki tezadın bir nedenini de komplo teorilerinde aramak gerekir.

Şayet açıktan legal olarak yürütülmesi mümkün olmayan politikalar uygulamada ise bunun kaçınılmaz tek izahı komplo teorileridir. Ne var ki sistematik olarak bir komplo teorilerini itibarsızlaştırma, inanılırlığını gölgeleme çabası yürütülmekte, ondan söz edenlere astrologlar kadar bile değer verilmek istenmemektedir.

Nedenine ilişkin, püf noktasını yakalayan bir batılı yazar şöyle diyor: Bir komplo, ortada herhangi bir komplo olmadığına herkes inandırılmazsa gerçekleştirilme imkânı bulamaz. Komplo teorilerinin alay konusu yapılıp söz edenlerin maksatlı, art niyetli şekilde aşağılanması bundan!

İnsanlar acaba bir siyasi komplo ile mi karşı karşıyayız diye hiç düşünmedikleri, kuşkulanmadıkları, olup bitenleri çıplak gözle görülenlerden ibaret zannettikleri zaman komplocular rahat hareket edebilecek bir ortam bulurlar.

Dünya eğer dürüstçe barış içerisinde yönetilecekse; D-8 Deklarasyonu ilkeleriyle yönetilmek zorundadır. İşte o 6 ilke:

1-YERYÜZÜNDE SAVAŞ DEĞİL BARIŞ

2-GERGİNLİK DEĞİL DİYALOG

3-SÖMÜRÜ DEĞİL İŞBİRLİĞİ

4-ÇİFTE STADART DEĞİL ADALET

5-KİBİR-TEKEBBÜR DEĞİL EŞİTLİK

6-BİR ARADA HAKKA RİAYET EDEREK YAŞAMAK

 

İslam’ın emri olan bu 6 temel ilke içerisinde din, iman, ırk, renk, bölge kelimeleri geçmiyor! İşte bu nedenledir ki insanlık ancak İslami sistem ile yönetilebilir.

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright