“Millî irade” nasıl şekillenir? | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>“Millî irade” nasıl şekillenir? 20.07.2015 00:55

“Millî irade” nasıl şekillenir?


Demokrasi bir millet ya da toplumun iradesini, tercihini, kararını belirleyip o doğrultuda bir yönetim oluşturma yöntemi olarak bilinir. Lakin hiçbir millet/toplum kendiliğinden oluşmaz; iradesini, tercihini, kararını da kendisi oluşturamaz.

Bir milleti, toplumu oluşturan faktörlerin başında şartlar ve liderler gelir. Ortak bir kader ve hayat şartları yaşayan insan toplulukları içinden çıkan liderler belirledikleri ortak hedeflere yönelik halkı tanzim edip bir toplum oluştururlar. Toplumda çeşitli alanlarda yetenekleriyle temayüz eden bilim, fikir, sanat adamları toplumda bir ortak kültür-medeniyet oluştururlar.

Büyük liderler farklı toplumları, coğrafyaları siyasi, askeri dehalarıyla birleştirip bir devlete ya da imparatorluğa dönüştürürler. Bu devletler/imparatorluklar zaman içinde büyüdükleri gibi küçülür ve dağılırlar da. Buna yol açan iyi ya da kötü yönetilmeleridir.

Bir devlet ya da imparatorluk yönetimindeki coğrafyada ortak kültür, medeniyet oluşturma kabiliyeti gösterdiği ölçüde tarih sahnesine bir millet çıkartabilir, yaşatabilir. Bir medeniyet kendi toplumunu, milletini oluşturduğu gibi özgün yönetim şeklini, biçimini de oluşturabilir.

İnsanlık tarihi boyunca medeniyetleri, toplumları, milletleri oluşturan liderleri iki kategoride göstermek doğru olur: Peygamberlerle onların getirdiği mesaj doğrultusunda hareket edip hayatı şekillendirenler ve materyalist zihniyetle topluma hükmedip yönetenler.

İki kategoriye ait liderler benzer yönetim yöntemleri uygulamış olsalar da taşıdıkları amaç farklı olduğundan daima ortaya farklı sonuçlar çıkmıştır. Peygamberlerle onların mesajını temel esas alan tabileri toplumda adalet, barış, ahlak, erdem hâkim olsun ve olabildiğince dünyanın her yerini etkisine alsın diye gayret gösterirler. Allah rızasını kazanıp inandıkları ahiret yurdunda ebedi saadet içinde yaşamayı gaye edinirler.

Her şeyin bu dünya hayatından ibaret olduğunu düşünen, inkârcı materyalist felsefeler ve ideolojiler doğrultusunda hareket eden liderler ise her yola başvurarak toplumu tahakküm altında tutmak, keyiflerince yönetmek, dünya nimetlerinden ve imkânlarından alabildiğine faydalanıp hayatlarının tadını çıkarmak, egolarını tatmin etmek için çabalarlar.

Daha büyük kitlelere, coğrafyalara hükmetmeyi, olabildiğince güç ve iradesiyle dünyanın, insanlığın tamamını kuşatmayı arzulayıp egosunu tatmin etmeye çalışan liderlerin zulmü, haksızlığı, sömürüyü, zorbalığı, hileyi, entrikayı, ahlaksızlığı gücünün gereği hakkı telakki edip gayet tabii gördükleri her devirde görülmüştür.

Her iki tür lider de amaçlarını tek başlarına gerçekleştiremeyecekleri için kendi zihniyetini, amacını paylaşan yardımcılarla, destekçilerle bir toplum oluşturmaya çalışıp örgütlenirler. Bu nedenledir ki; her iki tür zihniyetin mensupları da aynı yönetim yöntemlerini, şekillerini, vasıtalarını, imkânlarını kullanabilirler. Amaçları farklı olduğundan farklı sonuçların ortaya çıkmasına yol açarlar. Sonuçta inançlı, ahlaklı liderler önderliğinde iyi toplumlar inkârcılar liderliğinde kötü toplumlar oluşur. Demokrasi ise iyi toplumlarda iyi, kötü toplumlarda kötü işler.

Günümüz dünyasında; toplumları, ülkeleri, insanlığı yönetmek için en ideal yöntem olarak demokrasi görülmektedir. Küresel bir demokrasi için halkların, toplumların, milletlerin tüm insanlığın bir ortak paydada buluşması gerekir; yoksa barış, güven, huzur olmaz.

İnsanlık demokrasi, insan hakları, özgürlük, barış, adalet gibi ortak hedeflerde birleşmeye razı olduğu halde bunlar neden mümkün olmamaktadır sorusunun cevabı toplumsal irade nasıl oluşur sorusunun cevabında gizlidir.

Dünya kamuoyunu oluşturan faktörler, vasıtalar, yöntemler kimler tarafından, hangi amaç doğrultusunda kullanılmakta ise sonuçlar da o doğrultuda ortaya çıkmaktadır. Artık dünya bileşik kaplar gibi her türlü iletişime, etkileşime açık hale gelmiş bulunuyor. Sınırları engel olmaktan çıkaran teknoloji dünyayı hızla tek merkezden yönetilme zorunluluğu karşısında bırakmaktadır. Asıl mesele dünyanın hangi zihniyetle yönetileceğinde düğümlenmektedir.

Bir ülkede dünyadan azade bir kamuoyu, milli irade, toplumsal algı oluşturmak neredeyse imkânsız hale gelmiş bulunuyor. Dolayısıyla bir ülke dünyada ne denli etkili olabiliyorsa, o nispette ancak kendi kamuoyunu, toplumsal algısını ve milli iradeyi oluşturabilmektedir.

Küresel sermaye, medya, iletişim araçları özellikle demokrasi ile yönetilen ülkelerde daha çok etkili olmakta, kamuoyu oluşturulmasında, millî iradenin şekillenmesinde en çok paya sahip olmaktadır. Halk demokratik hakkını kullanmak üzere oy sandığına giderken oluşan algısı ile hareket etmektedir.

Bir ülke ne ölçüde küresel güç haline gelmişse kendi iç kamyonu, milli iradesini de o denli oluşturma gücüne sahip olmaktadır. Küresel güçlerin etkisindeki ülkelerde kamuoyunu ve millî irade denilen toplumsal algıyı onlardan bağımsız oluşturmak mümkün değildir.

Geride bıraktığımız 7 Haziran Seçiminde ABD ve Avrupa ülkeleri medyasının nasıl gayret gösterip seçmen iradesini oluşturmada etkili olmaya çalıştığı görüldü. Cumhurbaşkanının küresel medyaya karşı seçim kampanyası boyunca mücadele vermek zorunda kaldığının bütün toplum şahidi oldu.

Türkiye’deki siyasi partilerin, medyanın küresel basının ve güç merkezlerinin müdahalesi,  kamuoyu oluşturma çabaları karşısında ses çıkartmayıp Cumhurbaşkanının tarafsızlığına aykırı hareket ettiğini mesele yapıp sürekli gündemde tutması ilginç değil mi?

Demek ki demokrasi gereği denilen özgür medya, siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerini küresel güçlerin kontrol edip milli iradenin oluşturulmasında kullanmaları söz konusu. Bu, milli iradenin küresel güçlerin istediği şekilde oluşturulması, demokrasinin onlar hesabına işletilmesi anlamına gelir!

Demokrasi küresel bir yönetim yöntemi olarak ülke sınırları içerisine hapsedilip yürütülme imkânı tanımadığına göre Türkiye küresel güç olmada büyük adımlar atmak zorundadır.

Lakin bir yanda Türkiye’nin küresel demokrasi ilkelerine uymasını isteyip öte yanda çevre ülkelerde yaşanan gelişmelere bigâne kalmayıp toplumsal hak ve özgürlükleri savunması karşısında niçin başkalarının içişlerine karışıyoruz diye eleştirmeleri samimiyetsizliktir. Bu samimiyetsizliğin atında küresel güçler bizim içişlerimize karışsın biz karışmayalım amacı yatmaktadır.

Madem dünya bizim demokrasimizin işleyişine karışıyor, bizim de demokrasiyi komşulara götürme çabamıza kimse karşı çıkmamalıdır. Demokrasinin küresel yönetim biçimi olarak bölge ülkelerinde uygulanması için Türkiye’nin çaba göstermesi küresel güç olmasının bir gereğidir. Bunu içeride ve dışarıda hazmedemeyenlere hazmettirmesi gerekir.

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright