Tarihe şaşı bakmak! | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>Tarihe şaşı bakmak! 22.10.2016 16:17

Tarihe şaşı bakmak!


Bir Afrika sözü şöyle der: “Aslanlar kendi tarihçilerini çıkarana kadar tarih kitaplarından avcının kahramanlık hikâyelerini okuyacağız.” Bu söz bize tarihin aslında öznel bilim dallarından birisi olduğunu anlatmakta…  

Bir metodolojiye bağlı kalmadan geçmişe bakarsak istediğimiz tarihi figürü kahraman istediğimiz tarihi figürü de hain olarak göstermemiz mümkündür. İstediğimiz olayları seçerek bir savaşı zafer gibi değerlendirebileceğimiz gibi yine aynı şekilde bir hezimet olarak da nitelendirebiliriz.

Anlayacağınız her şey bizim insafımıza kalmıştır artık!

Tarih biliminin bu öznel yapısı nedeniyledir ki resmi tarih dediğimiz özel bir “kurmaca tarih yorumu” oluşmuş, toplumsal yapıyı değiştirmek veya kendine meşruiyet alanı oluşturmak isteyen hemen her yapı dört elle toplum mühendisliğinin bu en elverişli enstrümanına sarılmayı görev bilmiştir.

Özellikle totaliter yapılar – ki bu yapılar bir devlet, bir grup vs. olabilir- mevcut zihinsel kodları değiştirip yeni bir zihinsel kod oluşturup bunun üzerinden bir insan modeli ve bu insan modeli üzerine bir toplumsal yapı inşa etmek için tarihin “resmi yorumu”nu devlet okullarında kurumsallaştırmıştır.

20. Yüzyıl, kurumsallaştırılmış kurmaca tarih anlayışının birçok örneğiyle doludur. Bu yüzyılda gerek ulus gerekse de uluslarüstü temele oturduğunu iddia eden devlet yapılanmaları mutlaka bir resmi tarih oluşturmuş, bunu üretmiş işin daha garibi bir müddet sonra bu kurmaca gerçek tarihin yerini almıştır. Böylelikle hayal gerçeğin yerini almış, olmuş ile olması istenen yer değiştirmiştir.

Kurmaca tarih, yukarıda vurgulamaya çalıştığım gibi salt devlet yapılarının ürettiği resmi tarihle sınırlandırılmamalı. Çevrenize şöyle bir bakın! Bir şekilde parayı veya mevkiyi bulmuş hemen her mümtaz vatan evladının ilk işi kendisine şanlı bir mazi üretmek, paşa dedesinden anılar anlatmak olmaktadır! Anlayacağınız geçmişi yeniden dizayn etme tutkusu bireyden her türlü üst yapıya doğru halka halka genişlemekte.

İlk ve orta öğretim yılları benim gibi 12 Eylül’ün zirvede olduğu dönemlerde geçenler hafızalarını zorlarlarsa resmi tarih yorumlarının mücessemleştiği tarih kitaplarını ve resmi törenleri elbette hatırlayacaklardır. Törenlerde özellikle cumhuriyetin kurucu kadrosu Atatürk’ün şahsında adeta tanrılaştırılır, padişah ve yandaşları özellikle Damat olanları (!) vatan hainliğiyle başlayan korkaklıkla sona eren sıfatlarla yaftalanırdı. 19 Mayıslardaki komik teatral canlandırmaları, 10 Kasımlardaki salya sümük ağlamaları bu noktada anmadan geçemeyeceğim!

Put gibi kımıldamadan, esas duruşta beklenen saygı duruşlarının sessizliğini çoğunlukla bir tokat sesi bölerdi. Suç belli: Saygı duruşu esnasında kımıldamak... Tabii törenlerde gülenlerin başına ne geleceğini siz daha hayal gücünüz ölçüsünde canlandırın.

Sonra… Sonra şu oldu: Tepki, karşı tepkiyi doğurur; kanunu gereğince bu sakat anlayışın tam karşısına söylem olarak resmi tarihin karşısında fakat yöntem olarak onun, tabir caizse, ikizi olan bir başka anlayış yerleşti.

Bu anlayış, resmi tarihin hain ilan ettiklerini kahraman; resmi tarihin zafer olarak değerlendirdiği olayların ise hezimet olduğunu iddia etmeye başladı. (Meraklısına: İşin doğrusunu söylemek gerekirse ben de son tahlilde bu ikinci gruptanım.)

Buraya kadar anlattıklarımızı somut ve popüler bir tarihi tartışmayla örneklendirmeye çalışalım.

Acaba Sultan Abdülhamid Kızıl  Sultan mı Ulu Hakan mıydı?

Bu soruya resmi tarih yazıcıları ve taraftarları onun dönemindeki olumsuz örnekleri dayanak göstererek (merak edenler kısa bir internet taramasıyla yeterli derecede yazıya ulaşabileceklerdir.) “Kızıl Sultan” olduğu şeklinde cevap vermektedirler. 

İşte sorun da tam burada başlamaktadır çünkü bu tanımlamayı yapanlar aynı zamanda belli bir dünya görüşünü ve yaşama biçimini temsil etmektedirler.   

Öyleyse bu dünya görüşünü ve yaşama biçimini paylaşmayan bizler de bunun tam karşıtı olan Ulu Hakan tanımlamasını gönül rahatlığıyla yapmalıyız. Hatta onu bugüne bir rol model olarak taşımalıyız.

Bir tarihi şahsiyete hak ettiği değeri vermek gerekir. Evet, vicdana ve tarihe saygı gereği bunu yapmalıyız. Ancak tarihi şahsiyet ve olayları bir kamplaşmanın aracı haline getirip onun üzerinden mesajlar vermek, onları hiç hak etmediği noktalara taşımak bizi karşı çıktıklarımızdan farksız hale getirir. Tarihimize sahip çıkmak demek körü körüne onu yüceltmek anlamına gelmemelidir. Sultan Abdülhamid’e Kızıl sultan yakıştırmasını Ermenilerin yaptığını bilmeli ve bu hakarete ortak olmamalıyız doğru. Ama bir başka doğru da onun döneminin aynı zamanda baskı ve sansürün zirveye çıktığı dönem olduğudur. Bu nedenle övgüleri aşırıya götürüp onu bugüne rol model olarak önermeyi tarihe doğru bakış değil olsa olsa yanlış bakışa karşı başka bir yanlış bakış olarak değerlendirmek mümkündür.

Tarih bilimini geçmişi anlamak yerine toplum mühendisliğinin bir aracı haline getirmenin kaçınılmaz sonucu aslında sosyal bilimlerin bir deney laboratuvarı olan bu bilim dalını toplumsal kamplaşmayı meşrulaştırma ve pekiştirme aracı haline getirerek işlevsizleştirmektir. Bu nedenledir ki tarihe tatmin olmak için değil bilgi sahibi olmak ve bugünü daha iyi anlamak için bakmalıyız. 

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright