PISA sonuçları aslında ne söylüyor? | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>PISA sonuçları aslında ne söylüyor? 08.01.2017 21:56

PISA sonuçları aslında ne söylüyor?


Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü OECD’nin kendi üyesi ülkeler ve diğer katılımcı ülkeler arasında, 15 yaşındaki öğrencilerin bilgi ve becerilerini ölçtüğü PISA testinin sonuncusunun sonuçları geçenlerde açıklandı.

Nüfusunun hemen hemen dörtte biri öğrenci olan ülkemizi yakından ilgilendiren bir konuydu bu şüphesiz. Önce PISA nedir, ne işe yarar, bu soruyu cevaplandırmaya çalışalım.

PISA uluslararası ölçekte yapılan bir eğitim değerlendirme testi.  72 ülke ve ekonomik bölgede 15 yaşındaki 540 bin öğrenci arasında yapılan bir değerlendirme sınavı. Her üç yılda bir yapılıyor.

Araştırmanın sonuçlarına göre, Singapurlu öğrenciler matematik, bilim ve okumada en yüksek notları alarak en başarılı öğrenciler oldu. Japonya, Estonya, Finlandiya ve Kanada da 35 OECD ülkesi arasında en başarılı ülkeler oldu.

Türkiye geçmiş yıllara göre bu yıl daha düşük bir başarı gösterebildi ve 72 ülke arasında 50. sırada kendisine yer bulabildi.

Şaşırdık mı?

Bu soruya ağız dolusu bir hayır cevabı verdiğinizi duyar gibiyim.

Peki, nasıl oluyor da PISA; müfredatları, kurumları, beklentileri, ekonomik gelişmeleri, kültürleri tamamen farklı ülkelerdeki öğrencileri aynı anda değerlendirebiliyor? Hem Türkiye’de, hem Finlandiya’da, hem Almanya’da, hem Singapur’da öğrencilerin bilgi ve becerisini tek bir testle belirleyip birbiriyle kıyaslayabiliyor?

Aslında PISA tek bir eğitim ölçütü üzerine yapılandırılmış bir test mantığına sahip. PISA’nın eğitim anlayışındaki tek ölçütü şu: Eğitim bireylere eleştirel düşünme becerisi kazandırmalıdır!

PISA temelde öğrencilerin bilgilerini değil onların eleştirel düşünebilme becerilerini ölçmeyi hedefliyor ve bu beceriye göre ülkeleri sıralıyor. İşi somutlaştırmak için şöyle bir örnek verelim: Mesela Şanghay’ın matematik kategorisindeki eleştirel düşünebilme puanı 613 iken bizim 448 puan.

Daha önce bir kısmı açıklanan PISA sorularının bu yıl tamamı açıklandı. Şimdi konumuz daha da netleşsin diye bir örnek soru üzerinden somutlaştırmaya çalışalım durumu. Bu soru eleştirel düşünmenin en üst basamağı olarak ölçütlendirilen 6. aşamadaki sorulardan biri: 

“Helen, bisikletiyle evinden 4 kilometre uzaktaki nehir kenarına 9 dakikada gitti. Dönüşte 3 kilometrelik kestirme yolu kullandı, bu yolculuğu da 6 dakika sürdü. Helen’in nehre gidip dönmekte ortalama hızı nedir?”

Bu soruya Şanghay şehrinde okuyan öğrencilerin yüzde 31’i doğru cevap vermişken Türkiye’den katılan öğrencilerin sadece yüzde 1’i doğru cevap verebilmiş.

Şimdi sormamız gereken asıl soru şu: “Nasıl oluyor da bizim çocuklarımız TEOG’da bundan daha ağır sorulara cevap verebiliyor da bu soruya doğru cevabı veremiyor?”

İsterseniz bu soruya büyük İslam düşünürü İmam Gazali ile birlikte cevap vermeye çalışalım. İslam medeniyetinin yetiştirdiği en önemli değerlerden birisi olan İmam Gazali ilim için gittiği Cürcan`dan memleketine dönerken yolunu haramiler keser. Gelin, hikâyenin devamını bu büyük mütefekkirden dinleyelim: “Birlikte bulunduğumuz kafilede ne varsa hepsini aldılar. Hiç olmazsa gasp edilen kitaplarımı almak için arkalarından yürüdüm. Reisleri bana dönerek `Geriye dön, yoksa seni öldürürüz!` dedi. Reise yalvarıp kendisinden Allah rızası için mallarımı geri vermesini rica ettim. Onların işlerine yaramayacağını söyledim. Bana şöyle dedi:

- Malların neler?

- Şu torbada bulunan kitaplar. O kitapları dinlemek, öğrenmek ve yazmak için diyarı gurbete gittim.

Bu sözlere katıla katıla güldü ve dedi ki:

- Sen nasıl oluyor da `Bu kitaplarda bulunanı öğrendim` diyebiliyorsun? Kitapları aldığımız için bütün bilgilerin kayboldu. Kitapların yok olduğu için ilmin de yok olmuş.

Bunları söyledikten sonra arkadaşlarına, kitapları bana vermelerini söyledi. Bu çete reisini, beni irşad etmesi için Allah konuşturmuştu. Tûs`a döndüğüm zaman üç sene durmadan çalışıp hocamdan öğrendiklerimi ve kitabımın kenarına yazdıklarını tamamen ezberledim. Öyle bir hale gelmiştim ki artık biri yolumu keser de kitaplarımı alırsa ilimsiz kalmayacaktım.”

Evet, 11. yüzyılda ilim sahibi olmak, bilgiyi hafızada saklayabilmek demekti. Fakat aradan geçen asırlar bu anlayışı tarihin derinliklerine gömdü. Bugün geldiğimiz noktada bilgi hafızada tutulamayacak kadar büyük bir hacme ulaştı. Gelişen bilgisayar teknolojisi her şeyi ezberlemeyi anlamsız hale getirdi. Bilginin değişim hızı artık sadece saniyelerle ölçülüyor. Dünyanın her yerinde her an birçok bilimsel gelişme yaşanıyor. Bütün bu gelişmeler bize şunu anlatıyor:

Eğitim sistemleri bilgiyi tekrarlayan papağanlar değil verileri analitik bir şekilde inceleyen, yeni çözüm yolları üreten ve farklı bakış açıları geliştirebilen bireyler yetiştirmelidir.

Sizce bizim eğitim sistemimiz çağın gerektirdiği bu eleştirel anlayışı destekleyen veya ortaya çıkarmaya çalışan bir anlayışın ürünü mü? Yoksa halen 11. Yüzyıldaki gibi bilgiyi ezberletmeye mi çalışıyoruz?

Sadece “beş seçenek içerisinden doğru olanı bulanın” başarılı kabul edildiği bir garip, saçma eğitim sistemiyle çocuklarımızın beyinlerini ha bire köreltiyoruz. Dolayısıyla PISA gibi aslında eğitimin niteliğini ölçen sınavlarda takke düşüyor ve kel görünüyor!

Eğitimi sadece var olanı saklayıp tekrarlamak olarak gören ve bu bakış açısıyla çağı ıskalayan eğitim sistemimizle bugünün dünyasında kendimize yer bulmamız mümkün değil. Artık kabukla uğraşmayı, bunu nitelikli eğitim olarak gösterme illüzyonunu bir kenara bırakmalıyız. Toplumsal yaşantının her alanında eleştirel bakış açısına ihtiyaç duyduğumuz doğru ama inanın en çok eğitim alanında buna ihtiyacımız var. Geleceğimizi “bugünü sorgulayan beyinler” inşa edecek, bunu unutmayalım!

Yazımızın son bölümünü yine İmam Gazalinin enfes bir sözü aydınlatsın: “Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen cevizin hepsini kabuk zanneder.” 

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright