Milli Eğitimde Öğretmene Verilen Değer | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>Milli Eğitimde Öğretmene Verilen Değer 08.11.2014 11:56

Milli Eğitimde Öğretmene Verilen Değer

                            

 

Gerek Elazığ özelinde ve gerekse Türkiye genelinde birçok insan günümüz öğretmenine yeterince değer verilmediğini söylemektedir.

Aslına bakarsanız öğretmene verilen değer ile eğitim-öğretime verilen önem birbirine paraleldir ve bir bakıma eş anlamlıdır.

Bana sorarsanız öğretmenlere verilen değer noktasında, giden “eski Türkiye”den sonra gelen “yeni Türkiye”de de çok şey değişmiş değildir.

Mesela bir öğretmen başkent Ankara’ya gittiğinde saygıdeğer muamelesi görmesini bırakın, orada doğru dürüst kalacak yer bile bulamamaktadır.

Çünkü öğretmenevleri ve misafirhaneler doludur çoğu zaman, hem de öğretmenlikle hiç alakası olmayan zatı muhteremlerle.

Çünkü öğretmenin ekonomik bütçesine göre fahiş fiyata gelen ve adına sözde ‘öğretmenevi’ denilen bu oteller, moteller, misafirhaneler muhterem bürokratlara ve iş adamlarına sudan ucuz gelmektedir.

Peki, siz hiç duydunuz mu ya da şahit oldunuz mu, bir öğretmen başka bir devlet kurumunun misafirhanesinde kaldı diye?

Elazığ’ımızın turistik bölgesi Sivrice ve Hazar Gölü çevresinde Maliye’nin, Emniyet’in, Üniversite’nin, Milli Eğitim hariç hemen her resmi kurumun bir tesisi ve aile kamp yeri bulunmaktadır.

İlginç olduğu kadar gariptir ki, ilimizin en büyük kurumu olan ve en fazla personeli bulunan Milli Eğitim’e ait bir kamp alanı burada tahsis edilmiş değildir.

Geleceğimizi, çocuklarımızı emanet ettiğimiz bir öğretmenin yaz tatillerinde ve hafta sonlarında ailesiyle birlikte gidebileceği, piknik yapabileceği, stres atabileceği bir tesisten bile mahrum bırakılması düşündürücü değil midir?

Herhalde hep fedakâr olmak zorunda kalan öğretmenin aynı zamanda cefakâr olduğunu ve üvey evlat muamelesi gördüğünü gösteren örneklerden sadece birkaçıdır bu benim söylediğim.

Hz. Ali’nin bilinen ve öğrencilik yıllarımda çokça dillendirilen “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözüne artık eskisi kadar önem verilmediği aşikârdır.

‘Öğretmenlik kutsal bir meslektir’ anlayışının bugün pratik anlamıyla önemini yitirdiği, artık laftan öte bir değer taşımadığı rahatlıkla söylenebilir.

Günümüzde materyalist bakış açısı baskınlığını hâlâ sürdürdüğünden, öğretmene verilen değer aldığı maaşa göre ölçülmekte ve dolayısıyla öğretmen yeterince saygıdeğer görülmemektedir.

Otoriter ve katı anlayışıyla süregelen bürokratik oligarşinin milli eğitimdeki egemenliği, öğretmene beklenen ve istenen değerin verilmesini engelleyen en başat faktörlerden biri olsa gerektir.

Milli eğitimin makam koltuklarını onlarca yıl işgal eden ve siyasi desteklerle görev yürüten birçok müdür, idareci ve şefin çoğu zaman öğretmene beklenen saygıyı göstermediği ve gereken değeri vermediği bilinmektedir.

Kabul edilmelidir ki, öğretmenin fedakârlıkları ve sıkıntıları görmezden gelinmektedir. Öyle ki okulda bir sorun veya başarısızlık gözlendiğinde öğretmen ilk akla gelen kişi olmakta, ‘günah keçisi’ olarak tereddütsüz işaret edilebilmektedir.

Oysa göz ardı edilen realite şu ki, gelişen bilişim ve iletişim teknolojisi ile birlikte öğretmenin öğrenci üzerindeki olumlu etkisi son derece sınırlı düzeyde kalmaktadır.

Çevrenin, televizyonun, internetin, medyanın, çarpık ve hercai eğitim sisteminin öğrenci üzerindeki olumsuz etkileri gözlerden kaçmakta veya kaçırılmaktadır.

Facebook gibi sosyal medya diye nitelendirilen ama aksine çocukları ve gençleri asosyalleştiren, yalnızlaştıran, yanlış insanlarla iletişim ve diyalog kurmasına yol açan internet sitelerinin öğrenciler üzerindeki olumsuz etkileri inkâr edilemez.

Pay-station ve x-box denilen birtakım bilgisayar oyunlarının yanı sıra akıllı telefon ve tabletlerde oynanan bin bir çeşit animasyon oyunların çocuk ve gençlere yönelik tehlikeleri, zararları görmezden gelinemez.

Öğrenci velisinin bilinçsiz ve yetersiz denetimi ile öğrencinin doyumsuz oyun oynama ve internette sörf yapma isteği birlikte değerlendirildiğinde, öğretmenin işinin ne kadar zor olduğu ve elinin kolunun nasıl bağlandığı daha iyi anlaşılacaktır.

Şu açıktır ki bütün bu ve benzeri faktörler, öğretmenin öğrenci üzerindeki etkisini hayli azaltmakta ve öğrenciye rol model olmasını oldukça zorlaştırmaktadır.

Öte yandan; milli eğitim birimlerinde görevli kimi idareci ve ilgili şeflerce, öğretmenlere karşı beklenen saygının gösterilmesi ve özlenen değerin verilmesi şöyle dursun, son derece düşündürücü nitelikte tutum ve davranış örnekleri sergilendiği, dolaylı veya dolaysız olarak zaman zaman küçümseyici bir edayla muamele edildiği eskiden beri söylenmektedir.

Görüştüğüm birçok eğitimcinin söylediğine göre; bir öğretmen milli eğitim binasına gidip bir konuyu danıştığında veya bir sorunu dile getirdiğinde, ilgili ve yetkili zevat öğretmene yeterince yardımcı olmamakta, ona aydınlatıcı, ikna edici ve tatminkâr nitelikte bilgi vermemekte, ilgisiz ve soğuk davranabilmektedir.

Ayrıca aynı yetkili zevatın kimi zaman politik bir tutum içine girerek, kimi zaman demagoji yaparak ve bilgiçlik taslayarak veya başımdan git dercesine sıkılganlığını belli ederek öğretmene karşı olumsuz tutum takındığı, cevap vermede yetersiz kaldığında da “bilmiyorum” demek yerine başından savmak üzere ilgili-ilgisiz demeden başka birimlere yönlendirdiği dillendirilmektedir.

Milli eğitime yazılı olarak öğretmenlerce yapılan başvurularda bile genellikle elden geldiğince dilekçeyi kayıt altına almama yolunun seçildiği, kayıt altına alındığında ise çoğu zaman en az on beş gün gibi bir süre bekletilerek baştan savma bir cevapla durumun geçiştirildiği de ifade edilmektedir.

Anlaşılan o ki; milli eğitim çoğu zaman öğretmenlerinin sorunlarına çare bulmak ve taleplerine olumlu yanıt vermek yerine onları bilinçli-bilinçsiz oyalayabilmekte veya yanlış yönlendirebilmekte, onların görüş ve önerileriyle pek alakadar olmamakta, onlarda öğretmenin değersiz ve öğretmenliğin önemsiz olduğu hissini uyandırmaktadır.

Bir öğretmen arkadaş, yanılmıyorsam geçen yıl bir iş gereği milli eğitim müdürlüğüne gittiğinde şube müdürlerinin “Bu oda benim,  şu oda senin. Benim odam üst katta olsun, seninki alt katta…” şeklindeki tartışmalarına şahit olduğunu söylemişti.

Aynı öğretmen, milli eğitim bünyesindeki birçok üst idarecinin ve şefin öğrenciyi, öğretmeni, okulu pek önemsemediğini ve eğitimin sorunlarıyla alakadar olmayan kişilerin de buralarda görevlendirildiğini üzülerek sözlerine eklemişti.

Bu yıl bir başka öğretmen, milli eğitim şeflerinin öğretmen kökenli olmadıklarını ve bunun bir sorun olduğunu, çünkü bazılarının eğitim ve eğitimcilerin sorunlarına bigâne ve duyarsız kalabildiklerini, öğretmenlere neredeyse hiç değer vermediklerini ve tepeden bakmayı adeta alışkanlık haline getirdiklerini ifade etmişti.

Elazığ’ın bir merkez köyünde çalışan genç ve idealist bir öğretmen arkadaş ise, birkaç yıl önce okulundaki taşımalı eğitimle ilgili sıkıntıları ve çözüm önerilerini arz etmek üzere bir milli eğitim müdür yardımcısı ile görüştüğünde, aşağı yukarı şu samimi itirafta bulunulduğunu hayretle anlatmıştı:

“Sen ne diyorsun Allah aşkına? Öğrenciyi düşünen kim? Okulunuz, sorunlarınız kimin umurunda hocam?”

Evet, görünen o ki, eski Türkiye’den miras kalan katı bürokrasinin eğitim ayağındaki anlayış ve uygulamalarında daha ciddi, daha köklü, daha etkili, daha kalıcı, daha planlı ve dikkatli değişiklikler yapılması gerekiyor.

Milli eğitim camiasında öğretmene biçilen rolün gözden geçirilmesi, revize edilmesi; milli eğitim bürokrasisinde öğretmene layık görülen değerin, öğretmenliğe verilen önemin maddi, manevi, sosyal vb bütün boyutlarıyla masaya yatırılması zorunlu görünüyor.

Öğretmenler dâhil eğitimci olan ve olmayan sorumluluk sahibi herkesin bir özeleştiri yapması; “Nerede yanlış yapıldı? Öğretmenin saygınlığı, öğretmenliğin özgül ağırlığı nasıl artırılır? Eğitimcilerin yanlışları nelerdir? Ne yapılabilir?” benzeri sorulara cevap araması ve bulması gerektiği kanaatindeyim.

Sanırım son zamanlarda çok dillendirilen “Yeni Türkiye” ve  “Yeniden Büyük Türkiye” vizyonu, öğretmene bin yıllık tarihimizdeki yüksek itibarının da iade edilmesini gerektiriyor artık.

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright