Eğitim Sisteminin Hal-i Pürmelâli | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>Eğitim Sisteminin Hal-i Pürmelâli 22.10.2016 16:17

Eğitim Sisteminin Hal-i Pürmelâli


Ülkemizde sınav odaklı bir eğitim sistemidir gidiyor. Sınavların haddi hesabı yok. Türkiye adeta bir sınavlar ülkesi. Bu iyi mi kötü mü? Şu ana kadar daha iyi bir çözüm bulunamadı. Daha iyi bir sistemin getirilmesi, biraz da şartların ve toplumun değişmesine bağlı!

Her yıl çok sayıda sınav yapılır. Ortaokul öğrencilerine dönük liseye giriş sınavları (TEOG), lise öğrencilerine yönelik üniversiteye giriş sınavları (YGS-LYS) olmazsa olmazlardandır. Ortaokul, lise ve üniversite mezunlarına uygun tarzda arada bir yapılan kamu personeli seçme sınavı da (KPSS) son 10-15 yılın başat sınavlarındandır.

Askeri liselere ve harp okullarına giriş sınavları da bugüne kadar yapıla geldi. Ancak askeri liselerin kapatılması ve harp okullarının üniversite bünyesine alınması nedeniyle, önümüzdeki yıl itibariyle yeni bir sınav formatı kaçınılmaz gibi.

Şu anda ALES (akademik personel lisansüstü eğitim sınavı), TUS (tıpta uzmanlık sınavı), YDS (yabancı dil bilgisi sınavı), YDUS (tıpta yeni dal uzmanlık sınavı), PMYO (polis meslek yüksek okulu sınavı) gibi daha birçok sınav yapılmakta. Hem de yıl da birkaç kez!

Anlayacağınız, hayatımız da adeta sınav odaklı. Sınavlarda başarılı olmak çoğu zaman yeterli değil. Sınav puanlarının yanında mülakat, sağlık, spor ve kimi kurumların yeniden yaptığı yazılı sınavlarda da başarılı olmak gerekiyor. Haliyle çocuklarımız, gençlerimiz ve hatta yetişkinlerimiz tabir yerindeyse sınavla yatıp sınavla kalkıyor.

Sınavlarda sorulan çoktan seçmeli test soruları, ayrıca sınavlardan alınan puanlar gerçek manada çocukların yeteneklerini ve başarılarını ortaya koyuyor mu? Sınavlarda yüksek puan alan adaylar diğer adaylardan daha mı zeki ve yetenekli? Elbette hayır.

Çocuklar ve gençler okulda, evde, dershanede sürekli test çözmek zorunda. Sabahtan akşama kadar test üstüne test! Öyle ki birçoğu rüyasında bile test soruları çözüyordur.

Ekonomik durumu el veren aileler, çocuklarına ilkokuldan itibaren özel ders aldırarak ve/veya onları dershanelere göndererek binlerce lira para harcamaktadır. Ekonomik durumu olmayan kimi ailelerin çocukları da evde kendi başına ders çalışarak sınavlara hazırlanmak zorundadır. Zengin ailelerin çocuklarına özel ders aldırmasını anlamak mümkün, ama çocukların sürekli dershanelere gönderilmesini anlamak zor!


Sözde FETÖ bahanesiyle dershaneler kapatılmış, geçiş dönemi olarak özel öğretim kursları ve özel okullar öne çıkarılmıştı. Ancak duyuyoruz ki, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra açılan özel dershaneler eski formatta faaliyet gösterecekmiş. Anlaşılan sistem değişmedikçe de dershaneler prim yapmaya devam edecek.

Çoktan seçmeli testlerde doğru ve yanlış verdikleri cevaplara göre çocukların başarılarını ve yeteneklerini değerlendirmek sağlıklı bir yöntem mi? Hayır, ama eğitim ve sınav sistemi velilere başka çare bırakmıyor.

Çoktan seçmeli test soruları çocuğun zekâsını geliştirmekten ziyade kısıtlıyor aslında. Geniş düşünmesini, alternatif çözümler üretmesini, orijinal yöntemler geliştirmesini engelliyor. Dolayısıyla ufkunu daraltıyor, hatta zekâsını köreltiyor.

İnanır mısınız? Göreve başlayan neredeyse her Milli Eğitim Bakanı sınav biçiminin ve içeriğinin değişeceğini, sınavlarda açık uçlu sorulara da yer verileceğini, öğrencilerin performanslarının sosyal-sportif etkinliklerine ve akademik çalışmalarına göre değerlendirileceğini, ders dışı başarılarının puana etki edeceğini falan söylemiştir. Ancak bugüne kadar uygulamaya geçildiğine şahit olamadık maalesef. Şayet uygulamaya geçilebilseydi, muhtemelen çocuklarımız daha fazla sosyal etkinliklere yöneleceklerdi.

Şu öğrencilere pekâlâ ek puan verilebilir:

- Araştırma yapmış, bilimsel çalışmasıyla kendini kanıtlamış veya bir buluş ortaya koymuş, öyle ki bilim adamı olmaya aday

- Spor dallarının birinden lisans almış, öyle ki başarılı bir sporcu olmaya aday

- Araştırma yapmış ve bir öykü kitabı yazmış, öyle ki araştırmacı yazar olmaya aday

- Resim yapmış, öyle ki ressam olmaya aday

- Müzik aleti çalıyor veya ses yeteneği var, öyle ki müzisyen olmaya aday vs.

Sınavlarda açık uçlu soruların yanı sıra şıklı olmayan klasik/standart soruların sorulması halinde, çocuklarımız sınav stresinden/kaygısından biraz olsun uzaklaşacaklardır. Ayrıca sınavların sadece test sorularından ibaret olmadığını gördüklerinde kendilerini farklı alanlarda geliştirmek adına ciddi bir çaba göstereceklerdir.

Sınavlarda sorulan test sorularının çoğu günlük yaşantımızda bir işe yaramamaktadır. Oysa olması gereken, sınav sorularının günlük yaşamın içinden veya yaşamla ilişkilendirilerek sorulmasıdır.

Sınav soruları hazırlanırken derslerin müfredat konuları kısıtlanabilir. Hayatın pratiğinde pek önem taşımayan konularda ayrıntılara girilmeden genel test soruları sorulabilir.

Öteden beri Türkiye’de çocuklar ve gençler sürekli test çözmektedir. Ekonomik durumu iyi olan velilerin çocukları her türlü imkâna sahip bireyler olarak başarıda önde yürümekte, düşük puan aldıklarında bile çaresiz kalmamaktadır. Zira özel üniversite denilen alternatif bir olanak onlar için hazır beklemektedir.

Demek ki paranız varsa her türlü imkân önünüzde. Bu durumda devlet üniversitelerine giremediğiniz bir YGS ya da LYS puanıyla özel bir üniversiteye girebilirsiniz. Paranızla tıp, mühendislik, siyasal bilimler, hukuk, kamu yönetimi, işletme vb istediğiniz bir bölümde çocuğunuzu okutabilirsiniz. Hatta çocuğunuzu yurtdışına da gönderebilir, en iyi eğitim olanaklarına kavuşturabilirsiniz. Yeter ki paranız olsun.

Eğitimde fırsat eşitsizliğini kısmen de olsa önlemek için maddi durumu iyi olmayan öğrencilere verilen kredi/burs sayısı ve miktarı artırılabilir.

Gerçekten sınavlara gösterilen tepkilerin azalması ve çocuk/genç bireylerin sosyal etkinliklere yönelmesi isteniyorsa,  bir an önce somut adımlar atılmalı. Bu anlamda gerek öğrenci seçme ve yerleştirme sınavlarında gerekse diğer sınavlarda adayların ilgi, yetenek ve zekâlarını ölçmeye yönelik açık uçlu sorulara yer verilmeli. Soru modelleri yaşadığımız çağın gereklerine ve ihtiyaçlarına da uygun olmalı. Çocukların ve adayların sosyal-bilimsel etkinliklerde  (resim, müzik, tiyatro, bilgisayar, araştırma, buluş vb) yetenek ve başarılarına da ek puan verilmeli.

Bugün ülkemizin eğitim alanında 6 temel sorunundan söz edebiliriz: Eğitimcilerin kariyeri ve değeri, eğitimde kalite ve disiplin eksikliği, eğitim sisteminin test odaklı olması, diploma ve sınıf geçme yönetmeliği, eğitimde fırsat eşitliği sorunu, okul binalarının yapım-onarım ve bakımının yerel yönetimlere devri.

Bu sorunları halledebilirsek, eğitimdeki diğer sorunlar kendiliğinden hallolacaktır.

Birkaç yıl önce eğitimde kaliteyi yakalamak adına fen liseleri dışında kalan bütün liseler “Anadolu Lisesi” statüsüne getirildi. Ancak gelinen noktada yeni birtakım problemlerle karşı karşıya kalındı. Bu modelle her çocuğun evine en yakın bir Anadolu lisesinde yer bulma şansına sahip olacağı yetkililerce ifade edilmişti. Ama söylenen başka, uygulama başka oldu.

Örneğin, Elazığ’da yeni açılan bir Anadolu imam hatip lisesine en düşük puanlı öğrenciler (yerleşim yerinin uzaklığına bakılmaksızın) yerleştirilmektedir. Bu, belirlenen hedefle uygulama arasında bir tezat olduğunu göstermektedir.

İlköğretimde okuma yazma öğrenmeden ve dersine çalışmadan geçen, nasıl olsa sınıfımı geçiyorum diyerek dersleri ve öğretmenleri ciddiye almayan öğrenciler liseye kadar gelebilmektedir. Ayrıca öğrenciler arasında bir “yalan”  furyasıdır gidiyor. Eğitimin birinci hedefi olması gereken “dürüstlük” gibi temel ahlaki özellikler unutulmuşa benziyor. Öğrenciler çok rahat yalan söylüyor.

Öğrencilerin eğitiminde velilerin, idarecilerin ve öğretmenlerin eksikleri ve ihmalleri olduğu kesin. Öğrencilere yeterli rol model olamamaları ve gerekli denetimleri yapmamaları gibi! Ama asıl etken cep telefonu, tablet gibi öğrencilerin serbestçe kullandığı teknolojik cihazlar, internet, çevre ve özellikle çarpık eğitim sistemi olsa gerek. Bu durumda sorumluluk sahibi, çalışkan, dürüst, ülkesini seven, güzel ahlaklı fertler yetiştirilmesi çok zor.

Liseler hızla ilkokul ve ortaokulların içler açısı durumuna düşürülmektedir. İlköğretimlerde çözüme kavuşturulamayan sorunlar ortaöğretime olduğu gibi aktarılmakta, daha da büyümekte, hatta onarılmaz bir hal almaktadır.

Temel eğitim, liselerin dâhil edilmesiyle 12 yıla çıkarıldı. Bu sistem bir yönüyle iyi görünse de tek başına çare değil, hatta bu haliyle başa bela. Liselerde sınıfta kalmak zorlaştırıldı. Belli ki zamanla “sınıfta kalma” olmayacak.

Şayet lisede sınıfta kalma olmayacaksa adaletsizliğin, başarısızlığın ve kalitesizliğin önüne geçmek için şöyle bir yol izlenebilir: Başarısız öğrencilere diploma verilmez, bunun yerine temel eğitimi tamamladığına dair bir belge verilir. Bu öğrencilerin diploma alabilmesi için açık öğretim sınavlarına girmesi ve başarısız olduğu derslerden geçer not alması şart koşulur.

Bu doğrultuda diploma ve sınıf geçme yönetmeliği düzenlenirse, öğrenciler zorunlu olarak derslerine çalışacaklardır.

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright