Dershaneler İhtiyaçtan Değil Sistemdeki Boşluktan Doğmuştur | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>Dershaneler İhtiyaçtan Değil Sistemdeki Boşluktan Doğmuştur 29.08.2014 21:26

Dershaneler İhtiyaçtan Değil Sistemdeki Boşluktan Doğmuştur


Geçen ayki yazımda Elazığ’ımızın eğitim ve öğretim durumunu irdeleyerek birtakım tespitlerde bulunmuş, Devlet okulları ile ilgili şikâyet ve problemlerin kaynağını bulmaya çalışmış, maddi eğitimle birlikte manevi eğitimin gerekliliğine ve önemine vurgu yapmıştım.

Bu yazımda ise, dershanelerin eğitim ihtiyacından dolayı mı yoksa eğitim ve sınav sistemlerindeki boşluklardan kaynaklı mı ortaya çıktığını anlamaya ve anlatmaya çalışacağım. Ayrıca, dershaneler kapatılacaksa bunun nasıl ve hangi şartlar oluşturulduktan sonra yapılması gerektiğini de irdeleyeceğim.

Her şeyden önce şu anki İktidar en büyük imtihanlarından birini eğitim ve öğretim konusunda vermektedir. Bu doğrultuda Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) aracılığıyla, ülkemizin geleceğinin yeni nesilleri yetiştirmekten geçtiğinin bilincinde olduğunu ispatlamak istercesine, dershanelerden azade en iyi eğitim ve sınav sistemini bulmaya ve uygulamaya çalışmaktadır.

Malum olduğu üzere 2015 yılında dershanelerin kapılarına kilit vurularak özel okullara dönüştürülmesi amaçlanıyor. Bu dönüşüm projesinde dershanecilere maddi ve manevi her türlü desteğin Devlet tarafından verileceği, başta Başbakan olmak üzere üst yetkili şahıslarca birçok kez dile getirildi.

Bu demektir ki, Elazığ’ın her tarafında mantar gibi biten dershanelerin sadece bir yıllık ömrü kaldı. 2015-2016 öğretim yılında dershane diye bir eğitim kurumu artık olmayacak. Ticari ve ekonomik rant anlamında da geniş bir sektör olan dershanecilik böylece tarih olacak.

Dershanelerin sadece Türkiye`de olduğu yönünde genel bir algı var. Oysa Japonya, Güney Kore, ABD başta olmak üzere pek çok ülkede dershaneler sektör olarak faaliyetlerini sürdürüyor. Dershanelerin Avrupa`da bir birliği bile mevcut, Yunanistan`da kurulan Europan Network of Educational Support & Concern (ENESCO). Bu birliğin üyesi olan Tüm Özel Öğretim Kurumları Derneği (TÖDER) Türkiye’yi temsil ediyor. Bu birlikte ayrıca Portekiz, Avusturya, Almanya, Fransa, Güney Kıbrıs ve Yunanistan gibi ülkeler yer alıyor.

Türkiye’de özel dershanelerin varlığı Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar uzanıyor. Dershaneler o yıllarda sanayi, sanat, ticaret, dil vb alanlarda kurs düzenlemek üzere açılmış; ancak 1950`li yıllardan sonra eğitim ve öğretimin yaygınlaşmasıyla birlikte seçme ve eleme sınavlarına yönelik öğrenci hazırlamaya başlamıştır.

Genelde Türkiye ve özelde Elazığ, özellikle 1980 yılından itibaren dershaneciliğin çok önemli bir sektör haline gelmesine sahne olmuştur. Bu anlamda köyden kente göçün hızlandığı ve kentlileşmenin arttığı son çeyrek asırda, çocuğunun ‘üniversite okumasını’ isteyen her veli dershaneler için potansiyel bir müşteri olmuştur.

Zamanla ‘okul yetersiz, artık dershaneye gitmeliyim, yoksa üniversite kazanamam’ düşüncesinin öğrenciye egemen olmasıyla birlikte dershanelerin işi iyice kolaylaşmış, sayısı daha da artırmıştır.

Aslında dershaneler eğitim sistemindeki açıklar ve çarpıklıklar neticesinde ortaya çıkmıştır. Diğer bir ifadeyle, dershaneler eğitsel ihtiyaçtan ziyade ticari amaçla sınav sistemindeki boşluklardan türemiştir. Çoktan seçmeli sınav yarışları yüzünden dershanelerin sayısı gün geçtikçe artmış, hızla yayılarak resmi Devlet okullarını gölgede bırakmıştır.

Kimilerince öne sürülen “dershanelerin tamamlayıcı eğitim kurumu olarak çalıştığı” yönündeki görüşe pek katılmıyorum. Ancak ‘dershane ortamı öğrenciyi ders çalışmaya motive ediyor” fikrine kısmen katıldığımı söyleyebilirim.

Dershaneye giden birçok öğrencinin ‘nasıl olsa aynı konuyu dershanede bir daha öğreneceğim, dinleyeceğim’ düşüncesine göre bıkkınlık içinde hareket ederek okulundaki derslerden koptuğunu, soğuduğunu, sınıfta ders dinlemeye kulak tıkadığını, evde ders çalışmaktan geri durduğunu söyleyen kişi sayısının azımsanmayacak kadar çok olduğunu zannediyorum.

Bir de dershane denen eğitim kurumunun onlarca yıl hiç hak etmediği kadar rağbet gördüğünü, bugün ise hak ettiği akıbeti yaşamakta olduğunu ibretle seyrettiğimi söylemeliyim.

Çünkü bugüne kadar hemen her dershane devlet okullarında yetişen öğrencilere yönelik seviye belirleme sınavları yapmış, değerlendirme ve elemeler neticesinde çok başarılı, zeki ve çalışkan olan öğrencileri ücretsiz olarak bünyesine almıştır. Çoğu zaman onlara özel sınıflar oluşturmuş, özel ilgi göstermiş, onların sınavlardaki başarılarını sahiplenmiştir. Bu başarılı ve zeki öğrenciler üzerinden reklamlar yapmış, başarının asıl kendi eğitim kalitesinden kaynaklandığını iddia ederek müşteri kapma yoluna gitmiş, diğer ücretli öğrencileri ise adeta dolgu malzemesi olarak kullanmış ve böylece onların sırtından para kazanmıştır. Bu nedenle ‘Özel dershanelerde asıl amaç ticari ranttır; dershanelerin gerçekte eğitim diye bir kaygısı yoktur’ denilse yanlış olmaz sanırım.

Kaldı ki öğrencinin başarısız olması halinde dershanenin veliye hesap vermek gibi ciddi bir sorumluluğu ve derdi de yoktur aslına bakarsanız. Herhangi bir veli hesap soracak olursa eğer, elbette bunun önlemi alınmıştır. Böyle bir durumda seçilmiş başarılı öğrenciler örnek gösterilerek, “Bakın şu öğrenciler bu güzel liseleri/ üniversiteleri/ bölümleri kazandılar. Biz bu başarılı öğrencilere ne öğrettiysek, sizin çocuğunuza da aynısını anlattık. Sizin çocuğunuzun başarısızlığının bizimle ilgisi yok. Çocuğunuz gelecek yıl çok çalışarak şansını bir daha deneyecek artık…” denilecektir muhtemelen.

MEB ve ÖSYM gibi devlet kurumlarınca yapılan bütün seçme ve eleme sınavlarındaki soruların ‘çoktan seçmeli test’ şeklinde olması dershanelerin ekmeğine hep yağ sürmüştür. Bu tip soru modellerinde tek önemli olan şey sonuçtur; işlemlerin nasıl yapıldığı, mantık yürütmelerin doğru olup olmadığı pek önemli değildir. Hal böyle olunca dershaneler tabir yerindeyse bazı “tarzanca” çözüm ve cevap yöntemleri geliştirmiş, öğrencilere soru çözmede kolaycı ve pratik olmayı kısmen de olsa öğretmiştir. Bu metotla üniversite kazanan ve okuyan öğrenciler, önlerine getirilen teorilerin ispatında zorlanmış, uygulama sahasına pek inememiş, dolayısıyla iş hayatına atıldıklarında ilimize ve ülkemize olması gereken katkıyı sağlayamamışlardır. Bunda asıl sorumlu statükocu eğitim sistemidir denilebilir tabii.

Yakın geçmişte Sayın Hüseyin Çelik’in Milli Eğitim Bakanlığı döneminde dershanelere gösterilen rağbeti azaltmak iddiasıyla eğitim ve sınav sistemine ilişkin birtakım hamleler yapıldı. Sadece 8. sınıfta yılsonunda yapılan Ortaöğretim Kurumlarına Giriş Sınavı (OKS) kaldırıldı. Bunun yerine 6, 7 ve 8. sınıflarda yapılan Seviye Belirleme Sınavı (SBS) getirildi. Sorular da yine ‘çoktan seçmeli’ kalınmakla birlikte görsel şekillere de önem verildi. Ancak bu girişim enteresan bir şekilde ters tepti; lise ve ortaokul seviyesinde olan dershanecilik ilkokul 2. sınıf seviyesine kadar indi ve bir anda ilkokul dershaneleri türedi. Bu da gösteriyor ki, yaşanan süreçte Sayın Bakan bilerek ya da bilmeyerek sistemde yeni boşluk ve açıklar oluşmasına yol açmıştır.

Daha sonra MEB’nın başına geçen Sayın Nimet Çubukçu, SBS’yi sadece 8. sınıflara yönelik olarak yapma kararı aldı. Son olarak şu anki Milli Eğitim Bakanımız Sayın Nabi Avcı döneminde geçen yıl yeniden köklü değişiklikler yapıldı. Bu kez SBS yerine TEOG (Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sınavı) getirilerek sadece 8. sınıflara dönük sınav yapılmaya başlandı. Ama OKS ve SBS’den birkaç farkla. Uygulama yılsonunda tek sınav olarak değil, her dönem 2. yazılı sınavının yerine de geçecek şekilde dönem ortalarında ortak merkezi iki sınav şeklinde yapılıyor.

Önümüzdeki 2014-2015 eğitim öğretim yılında 8. sınıfların yanı sıra 6-7. sınıflara da aynı mantıkla uygulanacak olan TEOG, eğitimin ihtiyaç duyduğu bütüncül vizyon ve enerjiyi karşılama noktasında umut veriyor.

TEOG uygulaması, öğrencinin ders çalışma motivasyonunu artırma ve öğrenciyle birlikte bir bakıma öğretmeni de ölçme-değerlendirme özelliği taşıyor. Ayrıca uygulamanın şu an için sadece çoktan seçmeli soruları içermesine karşılık orta ve uzun vadede açık uçlu soruları da kapsaması planlanıyor.

Gün geçtikçe TEOG sınav sistemi sayesinde ilkokul ve ortaokul öğrencisinin dershaneye ihtiyaç hissetmeyeceği yönündeki inanç ve düşünceler baskın hale geliyor. Çünkü her dönem ortasında sınav yapılması, bu sınavların 2. yazılı sınavlar yerine de geçmesi, ortaokul başarı ortalamasının liselere yerleşmede önem kazanması gibi faktörler ister istemez öğrencinin okulda/sınıfta ders dinlemeye odaklanmasını sağlamakta, evde düzenli ders çalışma azmini de kamçılamaktadır.

TEOG modeli liseler için de pekâlâ uygulanabilir. Yüksek Öğretime Geçiş (YGS) ve Lisansüstü Yerleştirme (LYS) sınavları TEOG benzeri bir formata sokularak, dershaneye gitmeyi zorunlu gösteren boşluklar doldurulabilir ve açıklar kapatılabilir.

Nitekim şu an ÖSYM’de olan sınav yetki ve sorumluluğunun bu amaçla MEB’e verilmesi yönünde somut adımlar atılıyor. Bu doğrultuda MEB’e bağlı olarak faaliyet gösteren Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde 8 daire başkanlığı kuruluyor. Yeni sınav sisteminin ise 2016-2017 öğretim yılında uygulanması hedefleniyor.

Sanırım hedeflenen yeni sınav sisteminin uygulanmasıyla birlikte öğrenciler motivasyon için bile olsa artık dershaneye gitme ihtiyacı duymayacak, sosyal ve sportif etkinliklere daha fazla zaman ayırabilecek, üstelik üniversiteye gitme hayallerini de gerçekleştirmiş olacaklardır.

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright