Devlet terörle baş eder de mücadeleyi kimin eliyle yapacak? | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>Devlet terörle baş eder de mücadeleyi kimin eliyle yapacak? 17.09.2016 15:48

Devlet terörle baş eder de mücadeleyi kimin eliyle yapacak?


30 yıllık bir sorun PKK terörü… Son büyük eylemini Elazığ’da İl Emniyet Müdürlüğü’ne bombalı araçla yaptığı hain saldırıyla gösterdi. Elazığ tarihinde benzeri yaşanmamış bu saldırıda 3 şehit verdik 217 yaralımız var. Müdürlük binası harabeye döndü, insanlar haliyle terörle mücadeleye odaklandı.

30 yılda her alanda yetişmiş askeri, polisi olan bir devlet nasıl olur da terörü yenemez diye defalarca sorular soruldu, analizler yapıldı, türlü gerekçeler açıklandı ama neden bitirilemediğinin gerçek sebeplerini 15 Temmuz’daki başarıya ulaşmayan darbe girişimi sonrası çok açık bir şekilde görüyoruz.

Bir devlet terörle mücadeleyi kimle yapar? Elbette silahlı unsurlarıyla… Yani askeri ve polisiyle ve de onlara mücadele için doğru bilgiyi sağlayacak istihbaratıyla… İşte son birkaç yılda yaşanan olaylar bize çok açık bir şekilde gösterdi ki ordunun da, emniyetin de büyük çoğunluğu dış güçlerin etkisindeymiş. İstihbarat ise neredeyse yok hükmünde…

Kamuoyunun gözleri önünde meydana gelen her olay açıkça ülkenin nasıl çürümüş bir halde olduğunu gözler önüne seriyor. Türkiye bu kadar zaman askeri, polisiyle değil sadece üstün aklıyla yol almış, badireler atlatmış, oyunlara karşı gelmiş, ayakta kalmış…

Sadece ayakta kalmış demek de doğru olmaz. Çünkü Türkiye 12 Eylül sonrası her alanda çok büyük bir gelişme ve büyüme de gerçekleştirdi. Şimdi yaşanan gelişmelerle görülüyor ki bu gelişme ve büyümeler de aslında sadece akıl üstünlüğü ile elde edilmiş.

Bunun örneklerini yakın zamanda yaşadığımız pek çok olayda görebiliyoruz. Çok yakın zamanda Ergenekon Örgütü gündemden düşmüyordu. Her gün operasyonlar, gözaltılar, tutuklamalar haberleri işgal ediyordu. Kararlı bir şekilde üzerine gidildi, koca koca generaller polisler eliyle gözaltına alındı, yargıyla mahkûm edildi, cezaevlerine konuldu. Örgüt devlet ve ordu içerisinden tasfiye edildi. Ne kadar darbe hazırlığı yapmışlarsa hepsi belgeleriyle tespit edildi.

Devlet o dönemde bugünkü adıyla FETÖ mensubu polislerle ve savcılarla bu operasyonları yürütmüştü. FETÖ bir CIA ürünü olsa da devlet de bunları tepe tepe kullandı. FETÖ eliyle İsrailci Ergenekon örgütünün ne kadar mensubu varsa hepsi hadım edilmiş bir daha devlet yönetmeyi akıllarına getiremeyecek kadar itibarsızlaştırılarak boylarının ölçüsü verilmişti.

Bakmayın şimdi FETÖ aleyhine konuşup kendilerini temize çıkardıklarına Ergenekon da gerçekti, Balyoz da, Sarıkız da… O gün dillendirilen her şey tamamen gerçeğin ta kendisiydi.

Ardından çok büyük paraların döndüğü futbol sektörü için düğmeye basıldı. Futbolda şike denerek Aziz Yıldırım gibi güçlü dış bağlantıları olan futbolun baronu bir isim sektördeki en güçlü kulüplerinden birinin başkanıyken tutuklanıp cezaevine kondu.

Ne belgeler, ne kayıtlar ortaya çıkarıldı. Öyle ayrıntılı ve gizli bir süreç yönetilmişti ki tutuklananlar ağızlarını açacakları bir şey bulamıyordu. Gördükleri güç karşısında sadece mağdur edebiyatı yapmaktan başka ellerinden bir şey gelmiyordu.

Ergenekon ve şike operasyonlarında devlet nasıl bir güce sahip olduğunu çok açık şekilde gösterdi. Ve o nasıl bir güçtü ki kendini devlet sanan koca koca adamları adi suçlu muamelesi yapıp kafaları bastırılarak, itibarsızlaştırılarak polis araçlarına sokulabildi? Ve onlara mağdurum da mağdurum diye bas bas bağırtıldı.

Herkes devletin polisinin çok sağlam olduğunu düşündüğü sırada bu kez hükümet ile cemaatin arası açıldı. Dershanelerin kapatılması sebebiyle çatlak ayrışma getirecek kadar büyüdü ve büyük bir mücadele sürecine girildi. O güne kadar emniyette atama yapan cemaat bir gecede gücünü kaybetmiş ve elemanları sürgün yemeye başlamıştı.

Bu arada 17-25 Aralık süreciyle polis ve yargı eliyle hükümeti devirme girişimi denendi. Emniyetin tamamen FETÖ kontrolünde olduğu bir dönemde bile süreç çok kısa sürede ters yüz edilebildi. Yine başarı sağlanamadı.

O süreçte görüldü ki cemaat neredeyse emniyetin ve yargının büyük çoğunluğuna, en etkili yerlerine tamamen hükmediyormuş. Hatta cemaatçilerden temizlenen kadrolar öyle boşaldı ki çok yeni polislerin Başbakanlık korumalığına, genel müdürlüklere kadar görev alabilmelerinin önü açıldı.

Emniyetteki cemaatçilerin tasfiye süreci gösterdi ki Milli Devlet polise güvenerek işlerini yapmamış. Süreç ve şartların gerekliliği doğrultusunda her unsuru tepe tepe kullanmış. Önce FETO eliyle Ergenekoncuları hadım etti şimdi de cemaatçileri bir bir temizliyor.

Ergenekon ve 15 Temmuz sonrası başlatılan FETÖ’ya karşı operasyonlar ordunun da ne kadar kokuşmuş bir yapıya sahip olduğunu hatta nerdeyse ordumuzun hiç olmadığını gösterdi.

Ordumuz yok, emniyetin içi çürümüş… 15 Temmuz istihbaratımızın da açıkça dış güçlere çalıştığını gösterdi zaten. Yani istihbarat da sıfır. Ülkeyi yönetenlerden Cumhurbaşkanı eniştesinden, Başbakan akrabalarından darbe girişimini öğrenecek kadar gelişmelerden bihaber…

Böyle bir ülkenin terörle ya da darbe girişimiyle mücadele etmesini bırakın var olması bile aslında mucizeyi gösteriyor. Şimdi terör niye bitirilemiyor diyenler bir de bu şartlarla değerlendirsinler bakalım. Devlet terörle mücadeleyi kimle yapsın?

15 Temmuz sonrası öyle dehşet bilgiler medyada yer alıyor ki ülkeyi Allah koruyor demekten başka söz söyleyemiyoruz. Darbe gündeminin yoğunluğunda arada kayboldu gitti ama Hakkâri, Şırnak gibi terör bölgelerindeki kırsalda hiç terör saldırısı almamış karakollar olduğu haberleri yayınlandı.

Meğerse komutanı kendilerindenmiş diye itibarını sarsmamak için o karakola hiç saldırı yapılmamış. 15 Temmuz sonrası o bölgede karakol mensuplarının tamamıyla gözaltına alınan birkaç komutan oldu.

Ülkenin hali maalesef bu… Ama sonuçta şöyle de bir sual-i mukadder ortaya çıkıyor. Peki, bu şartlardaki bir ülke nasıl oluyor da bu kadar iç ve dış ihanete, oynanan her türlü oyunlara rağmen yıkılmıyor hatta dünyada bağımsız politikalar izleyebilecek kadar büyüyebiliyor? Hazırlanan iç ve dış destekli tüm senaryolar nasıl oluyor da başarısızlıkla sonuçlanıyor?

Aslında Kurtlar Vadisi de Diriliş Ertuğrul Dizisi de bu sorunun cevabını geçmiş bölümlerinde verdiler. Devletleri görünen unsurlarının dışında gizli yapılanmış odakların yönettiği çok açık ve makul şekilde anlatılmıştı o dizilerde… Şimdi ise gerçekte bunu çok açık ve net şekilde görebiliyoruz.

Zaten her yaşanan gelişme de bunu açıkça gösteriyor ki Türkiye’yi derinden milli bir güç yönetiyor. Oynanan tüm oyunlara, yapılan tüm ihanetlere rağmen yıkılmayı bırak bir de büyüyüp, bağımsızlaşıyorsak bunu o üstün akla borçluyuz işte… Şunu da belirtmek gerek ki o üstün akıl kesinlikle her şeye nüfuz edebilen ilahi bir akıl!

Milletimize düşen devletine güvenip, sahip çıkıp atlatılan her badireyle kazandığı şuurun gereğini yapması… Görülecektir ki terör de diğer türlü belalar da zamanla defedilmiş olacak. 

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright