Reis’ten Başkan’a Mektup | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>Reis’ten Başkan’a Mektup 04.11.2016 22:41

Reis’ten Başkan’a Mektup


1775 yılının bir yaz günü İngilizlerle Amerikalılar arasında ilk düzenli savaş oldu ve İngilizler bin civarında kayıp vererek savaştan çekildiler. Bu olaydan bir yıl sonra 4 Temmuz 1776 günü yeni kıtadaki 13 eyalet bağımsızlığını ilan etti ve ABD kurulmuş oldu. ABD’yi Fransa ve İngiltere hemen tanıdı. ABD’de oluşturulan yönetim de, 1803 yılında Fransa’dan Louisiana’yı, 1819’da İspanya’dan Florida’yı, 1867’de Rusya’dan Alaska’yı satın aldı. Teksas, Mexiko ve kaliforniya’yı ise 1848 yılında savaşarak Meksika’dan aldılar. Yani 250 yıllık bir geçmişten bahsediyoruz. Bu girişi bir imparatorluğun kısa geçmişi olduğunu anlatmak için yaptım.

Bu günü de anlatması bakımından Kızılderililerin reisi Seattle tarafından, topraklarını satın almak için teklif gönderen Amerikan Cumhurbaşkanı Franklin Pierce’ye (başkanlığı 1853-1857) ithafen yazdığı mektubuna bakmak çok önemlidir diye düşünüyorum.

“Washington’daki büyük başkan bizden topraklarımızı satın almak istediğini bildiren bir mektup yollamış. Dostluktan söz etmiş büyük başkan… Ama biz sizin, dostluğumuza ihtiyacınız olmadığını biliriz.

Gökyüzünü nasıl satın alabilirsiniz? Ya da satabilirsiniz? Ya toprakların sıcaklığını?

Ağzımdan çıkan sözler yıldızlara benzer, büyük başkan, hiç sönmezler. Bu yüzden söyleyeceklerime güveniniz.

Havanın taze kokusuna, suyun pırıltısına sahip olmayan biri onu nasıl satabilir?

Kutsaldır bu topraklar benim için ve ulusum içim…

Yağmur sonrası ışıltılı her çam yaprağı, denizi kucaklayan kumsallar, karanlık ormanların koynundaki sis, şakıyan böcekler… Ve bilin ki Kızılderili adamın anıları ağaçların özsuyunda saklıdır.

Toprak bizim anamızdır.

Washington’daki büyük başkan bizden topraklarımızı istediği zaman bütün bunları istemektedir. Büyük başkan bizim babamız, biz de onun çocukları olacakmışız.

Büyük ruh ulusumuzu sever fakat nedendir bilinmez Kızılderili çocuklarını terk etti. Şimdi size makineler yolluyor ve çok yakında beklenmedik yağmurlar sonrası yataklarımıza taşan ırmaklar örneği beyaz adam bu toprakların her karışını dolduracak. Bizler yetim kaldık. Çünkü başka ırklardanız. Çünkü ihtiyarlarımız farklı öyküler anlatırlar.

Bilesiniz ki…

Derelerin ve ırmakların içinden geçen sular sadece su değildir. Atalarımızın kanıdır o.

Babalarının mezarlarını geride bırakır beyaz adam. Toprağı çocuklarından çalar.

Açlığın dünyayı saracak beyaz adam.

Ve ardından koca bir çöl bırakacaksın.

Sabahın sisi dağların karnından doğan güneşi görür. Ve kaçar.

Demir at (lokomotif), öldürüp çürümeye bıraktığınız binlerce buffalo’dan nasıl kıymetli olabilir? Nasıl? Anlayamıyorum.

Hayvanlar insanları bıraksa, insanlar ruhlarının yalnızlığından ölmez mi?

Hayvanların başına gelen, insanların da başına gelecektir. Toprağın başına gelen, oğullarının da başına gelecek…

Çocuklarımıza bizim öğrettiğimiz şeyleri öğretin. Toprak bizim anamızdır. Ve toprağa tükürülmez. Toprak insana değil, insan toprağa aittir. İnsan hayat dokusunun içindeki bir liftir sadece…

Beyaz adam neyi satın almak istiyor?

Gökyüzü ve toprakların sıcaklığını mı?

Koşan antilopların çabukluğunu mu?

Biz size bunları nasıl satabiliriz? Ve siz nasıl satın alabilirsiniz?

Bir kâğıt parçasını imzaladığımız ve beyaz adama verdiğimiz için her şeyi yapabileceğini mi zanneder beyaz adam? Havanın tazeliğine ve suyun parıltısına sahip değilsek, bunu nasıl satabiliriz size? Son buffalo da öldüğünde onları tekrar nasıl satın alabilirsiniz?

Beyaz adam geçici bir iktidardadır ve o kendini her şey zannetmektedir. Bir insan annesine sahip olabilir mi?

Günlerimizin kalan kısımlarını nerede geçireceğimiz önemli değil. Çocuklarımız babalarını gururları kırılmış gördüler. Savaşçılarımız utandırıldılar. Yenilgiler sonrası kendilerini içkiye ve yemeye verdiler. Bu yolla vücutlarını uyuşturuyorlar. Birkaç kış ömrümüzün kaldığı bu topraklarda yakında matemimizi tutacak bir tek kişi bile kalmayacak. Ama niye ağlayayım? İnsanlar denizdeki dalgalar gibi gelip geçerler. Biz gidiyoruz ama beyaz adamın da bir gün keşfedeceği şeyi bu günden biliyoruz. Hepimiz aynı büyük ruhtan geliyoruz. Beyazlar da bir gün bu topraklardan gidecektir. Belki de bütün ırklardan daha çabuk. Yataklarınızı zehirlemeye devam edin. Ve bir gün kendi çöplerinizde boğulacaksınız. Bu kader bizim için şu anda bilinmezdir. Fakat biliyoruz ki, batışınızda her tarafa parlak bir ışık yayacaksınız.

Bütün buffalolar öldürüldükten, yaban atları ehlileştirildikten, ormanların en gizli köşelerine kadar dünya insan kokusu ile dolduğunda sevimli tepelerin görüntüsü konuşan tellerle kirletildikten sonra… Bir bakacaksınız ki… Gökteki kartallar yok olmuş. Hızlı koşan taylara elveda demişsiniz. Bu ne demektir, biliyor musunuz? Bu yaşamın sonu ve sadece daha fazla hayatta kalmanın başlangıcıdır…

Biz her insanın istediği gibi yaşamasını savunuruz. Eğer biz teklifinizi kabul edersek, bu sadece yeni toprakları güvence altına almak için olacaktır ve orada son günlerimizi rahat ve huzur içinde geçirebiliriz belki…

Size bu topraklarımızı sattığımız zaman, siz de onu bizim sevdiğimiz gibi seviniz, onunla bizim ilgilendiğimiz gibi ilgileniniz. Ve onu bu gün bulduğunuz gibi hatırlayınız. Bu toprakları ve üzerindeki canlıları çocuklarınız için koruyunuz. Çünkü bu dünya kutsaldır. Beyaz adam bile ortak kaderimizden kaçamaz, belki biz hepimiz kardeşiz, bunu zaman gösterecek.” (Gökyüzü/Ekoloji ve Toplum.  87/1 Çevirenler: Altınay Işık-Özlem Yangın)

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright