Kültür Mahallesi ve çay ocakları | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>Kültür Mahallesi ve çay ocakları 05.03.2017 10:19

Kültür Mahallesi ve çay ocakları


                                            -BİRAZ NOSTALJİ-

Çay ocağı üzerine yazı mı yazılır demeyin. Kültür Mahallesi “Kültür Çay Evi” ve “Tefo’nun Yeri” (Adan Çay Evi) üzerine yazı yazmak elzemdir. Çünkü bu iki çay ocağında da dostluk, arkadaşlık ve siyaset üstü kalıp vakit geçirmek mümkündür. Buralarda, kışın kapalı mekânlarda, yazın ise çeşmenin kenarında “O ağacın altında” çay içmenin, çay içerken de şakalaşmanın ve sohbetin ayrı bir tadı vardır.

Bu iki mekânın bazen mahallenin dışından gelen ağır misafirleri de olur. O günlerde de günün önemli meseleleri, edebiyat, şiir, musiki konuşulur. Bazen “tel kebap”ın lezzeti ta öğretmen evinden duyulur ve duyanlar da gelir.

Bu ciddi konuşmaların ara vermesini sağlayan yalnız Ahmet’in (Ahmet Taş) özel parantezleridir. Konu ne olursa olsun, Ahmet için Nazım’ın ve Ömer Ağa’nın sağlık durumları daima önemlidir. Çünkü, onları o hasta etmiştir. Her neyse.

Kültür Mahallesi Elazığ’ın otuz dokuz mahallesinden biridir. En eski mahallelerindendir. Bilindiği gibi Elaziz’ in ilk mahallesi 1835 doğumlu olan Muzafferiye mahallesidir. Oraya önceleri “Agavat Mahallesi”, şimdi “Rüstem Paşa Mahallesi” diyorlar.

Kültür mahallesinin de ilk ismi MİSEK. Misekli yıllarda mahallenin en belli yerlerinden biri “Çaput Fabrikası”dır. Hanımların eskimiş yahut kullanılmayan kumaşlardan bir parmak eninde kestikleri uzun parçalardan “yolluk veya paspas” yapılırdı bu çaput fabrikasında. Ayrıca çaputlar çekilerek pamuk yastık da yapılırdı.

Misek’de 1960-70’li yıllarda ayrıca “Kortik Kahve’de” isim yapmıştı. Kortik Kahve denmesinin nedeni biraz çukurda olmasıydı. Misek’in ismi sonraları değişti ve “Kültür Mahallesi” oldu.

Kültür Mahallesi bazı özellikleri ile kayda değer bir mahalle. Kapladığı alan bayağı geniş ve nüfusu kayda değer bir cesamette. Kültür Mahallesi siyasilerin seçimler öncesinde ve seçimlerde önemli uğrak yerlerinden.

“Kültür Camisi” eskiden Cumartesi pazarına göre tarif ediliyordu. Şimdi “eski Cumartesi pazarının ortasındaki karaçalı çeşmesinin batısında” diye adres gösteriliyor. İsmi “Kültür Camii”. Doğum tarihi 1956. Elli beş yıllık bir cami. Son günlerde özellikle Cuma ve Bayram namazlarında ihtiyaca cevap vermiyor. Camiyi yıkıp yeniden yapma sözleri artık cami görevlileri tarafından da namaz sonraları dillendiriliyor.

Kültür Camisinden çıkanların büyük bir bölümü Karaçalı çeşmesinin yanındaki iki çay ocağında yerlerini alırlar. Bir kısmı Tefo’nun “Adan Çay Evi”de diğer bir kısmı da Kültür Çay Evi’nde çaycı Adnan’ın (Adnan Pozan) yerinde çayını yudumlarken günün atmosferine uygun sohbetler de başlar. Kültür Çay Evi’nin müdavimleri daha çok yaşlı grup, Adan Çay Evi’nin müdavimleri ise daha çok bıçkın yüreklilerdir. İki grup insan da güzel ve tatlı insanlardır. Güzel insan Naim Aydoğan’ın da bu mahalleli olduğunu kaydedelim.

İki çay ocağının da değişmez ismi ve gülü Ahmet Taş’tır. Ahmet biraz saf, ancak konuşmaları oldukça zevkli, bazen hakaretvari de olsa kimse kırılmaz. Babası Kadir Bey engelli iki oğluna da çok iyi bakar ve gözetir.

Ahmeti’in en önemli iltifatı (!) gönderme yapmaktır. Eğer Ahmet’in hoşuna gitmeyen bir şey yapmışsanız, onun göndermelerine muhakkak muhatap olursunuz. Ahmet yalnız 3–4 isme gönderme yapmaz. Onlar da Ahmet için önemli insanlardır. Babası, dayısı, belki 1–2 kişi daha.

Ahmet için gönderme demek, her türlü tansiyonu, şekeri, nefes darlığını hedeflediği yere havaledir. Ancak bunu biraz faullü bir el hareketiyle yapar.

Çay ocağının renkli simalarından biri Fehmi Ceylan’dır. Fehmi Ceylan, varsa emekli müftü Adnan Bey’e, yoksa (merhum) Nedim Yüce ‘ye sorular yöneltirdi.

Sağlıkçı Bahri Efendi’nin kırk türküsü de doktorlar, hastalar, hastaneler ve ilaçlara dairdir. Hayatı sağlık teşkilatlarında ve hastanede geçmiştir. Bazen de benzetmelerle cevap verir.

Hacı Habip Efendi, Bahri Efendi’ye sorar: “Geldi geçti yalana benzer” türküsünü bilir misin? Bahri Efendi bir nükte ile cevap verir: “Pertekli Rıza oğlunu Gırnatacı Mevlüt’ün yanına çırak vermiş. Aradan 1–2- yıl geçtikten sonra oğluna demiş ki; oğlum öğrendiysen biraz çal ve söyle de göreyim. Rıza’nın oğlu klarnetle bir taksim geçer ve ardından da söylemeye başlar; “yıldızlı semalarda…” Pertekli Rıza oğlunu susturur; “oğlum sema da ne arıyorsun, Pertek’e gel, Harput’a gel…” ortalık neşelenmiştir artık. Nedim Hocanın, Hacı Habip Efendinin, Fehmi Ceylanın ve Sağlıkçı Bahri Efendi’nin de ortak paydaları eşlerinin vefat etmiş olmalarıdır. Ancak maaşlarının olması onları çocuklarına karşı rahatlatır. Minnet etmezler. Dünya tatlısı insanlardır.

Bir Çinli “çay dünyanın gürültüsünü unutmak için içilir” demiş. Kültür Çay Evi’nde bir el hareketiniz veya parmaklarınızla istediğiniz çay sayısını göstermeniz yeter. Çayınız ya da çaylarınız masanızın üzerindedir hemen. Çayınızdan mahalle tadını alırsınız. Çaycı Tevfik “zemzem mübarekler” diyor çayları için. Çay konusunda Adnan o kadar iddialı değil. Fakat mekânını yeniden tefriş etti. Belki o da iddialı bir duruma gelecek. Tel kebap mı yiyeceksiniz, Adnan o işi hemen halleder. Biber, domates fırına verilir. Yanına da mevsimine göre salatalık, üzüm veya karpuzu da dilimlediniz mi artık Ulutaşlar Fırını’ndan veya Öz Eser Fırını’ndan tandır veya tırnak ekmek yaptırmak kalır.                                                                                                   

Çay evinin müşteri gurupları vardır. (Koreli) Mustafa Öztürk gelince yanında Mustafa Kaya (Hoca), Hacı Osman (eniştesi), Zülküf Yalçın ve Hacı Hasan’la birlikte Ahmet Taş ve Nurettin Özal da vardır.

Nurettin Özal Karayollarından emeklidir. Tertemiz bir insan. Fazla malumatı taşımaz ağırlık olur diye. 80 yaşını geçmiştir ama o, yetmişten fazla rakam bilmez. Askerliğini jandarma olarak Elazığ’da yapmıştır. Koreli’ye göre Nurettin Özal bir zaman karayollarını nasıl bekçi olarak korumuşsa, daha önceleri de jandarma olarak Elazığ’ın beytüşşebab’nı korumuştur. Nurettin Özal, Koreli’nin sorularına cevap vermeye başlarken bütün müşteriler onu dinlemektedirler artık.

Tablacı Abdullah’ı herkes “Zaza” diye tanır. Onun sattığı sebze ve meyve daima biraz pahalıdır ama pahalılık “malın kalitesindendir” diyor Abdullah. Herkes Zaza’nın mallarının biraz pahalı olduğunu bilir ama Abdullah’ın çalışkanlığından ve dürüstlüğünden dolayı en fazla satışı da yine Abdullah yapar. Abdullah bir alışverişte yanlışlıkla kendisine bir lira yerine bir altın veren müşterisini arar ve bir hafta sonra adamın bir altınını geri verir. Tabi bu hareketi Abdullah’a bir teveccüh sebebi olur. Bu toplum doğruyu ve dürüstü hep sevmiştir, sevmektedir. Abdullah askerliğinin bir bölümünü Kara Kuvvetleri Komutanlığı binasında yapmıştır. Cam silmek, Ortalığı temizlemek, çay getirip götürmek burada yaptığı işlerin bir bölümüdür. Burada erkek subaylar olduğu gibi bayan subaylar da vardır. Ama Abdullah bayan subaylara hiç selam vermemiştir. Ne de olsa erkek eğemen bir toplumun mensubu ya! Bir gün birkaç subay bir arada iken “Yüzbaşı” rütbeli bir bayan subay diğer subaylar gibi Abdullah’ı ti’ye alır. “Asker olan herkes üstüne selam verir. Sen bana niçin selam vermiyorsun” diye sorar. Abdullah gayet rahat ve samimi olarak cevap verir: “Bizim memlekette hanımlara selam verilmez”. Tabi subaylar kahkahayı basarlar.  Abdullah Genel Kurmay binasına ilk gittiği zaman da binanın girişindeki döner kapıdan çıkamamıştır zaten. Birkaç tur döndükten sonra ancak bir başkasının yardımı ile kapıyı geçebilmiştir. “Ne yapayım, ömrümde ilk defa döner kapı görmüştüm” diyor.

Koreli, Ahmet Taş’a iltifat eder: “Ahmet gözlükle aynen Rahmetli Özal’a benziyor” diye. Ahmet uzun süre gözlüklü ve ayak ayak üstüne atmış olarak oturur ve ciddiyetini bozmaz.

Mustafa Kaya (Mustafa Hoca) çay ocağının ağır toplarındandır. Emekli öğretmendir ama ihtiyaç halinde imamlık ve müezzinlik de yapabilir ve cemaat de memnun olur. Mustafa Bey rahmetli Şerif Kaya’nın kardeşidir. On yıla yakın da “Nahiye Müdür Vekili” olarak görev yapmıştır. Nahiye kavramı İller İdaresi taksimatında bir zaman da “Bucak”  sözcüğü ile anılmış ancak daha sonraları kaldırılmıştır. Nahiye yerine kaim olmak üzere 1983 sonrasında “Belde” kavramı getirilerek buralarda “Belediye Teşkilatı” kurulmuş ve yapılacak hizmetler hızlandırılmıştır. Ancak son yıllarda bu yapılanma da işlevini kaybetmiştir. Görünen o ki, konuyu çözmek için “Büyük Şehir Belediyesi” gibi bazı yerel çözümler düşünülmektedir.

Hacı Osman Efendi, koreli’nin eniştesidir ama O’na göre Koreli diğer eniştesine biraz daha iltifat etmektedir. Neden diye sorarsanız, Osman Efendi derki; çünkü bacanağım Korelinin aynı zamanda kayın biraderidir. Hacı Osman Efendi bir şeker adamdır ki sormayın.

Hacı Zülküf Yalçın uzun süre kabzımallık yapmıştır. Esnaf idareciliği onun diğer beşeri davranışlarına da sirayet etmiştir. Ciddi bir insandır.

Cemil Aydoğdu, Mustafa Cihangir, Sait Taş, Efrayim Altuntaş, İsmet Çavaş ve Hikmet Aktaş ayrı bir özelliktedir. İsmet Çavaş’ın Baskil fıkraları bir ömürdür. Cemil Aydoğdu biraz bıçkın delikanlıdır. Sait Taş daha çok siyasidir ama grup fazla siyaseti kaldırmaz. Mustafa Cihangir Elazığ’ı ve Elazığlıları en çok tanıyan isimdir.

 “Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer” demiş Yahya Kemal.

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright