Fotoğrafik Okumalar | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>Fotoğrafik Okumalar 16.12.2015 14:53

Fotoğrafik Okumalar


Eskiden fotoğraflar daha kıymetliydi çünkü kıymetli anlar yakalanırdı.

Yüzler daha anlamlı ve bakışlar daha derindi. Çocukların bile ifadelerinde bir büyüklük bulunabilirdi.

En önemlisi eski fotoğraflarda karakteristik bakışlar vardı. Kişinin duruşu, gülüşü, düşüncesi tamamen kendisini yansıtırdı.

Yapıyormuş gibi yapmak, illa mutluymuş gibi görünmek kaygısı yoktu.

Olduğundan fazlasını yansıtmaya çalışırken sırıtmaya başlayan basitlik fotoğrafları bu kadar gölgelemezdi.

İmajın, markanın, reklamın hakimiyetinde güdülen insanlar klasik pozlara sürüklenmezdi.

Şimdi hepsi birbirinin kopyası fotoğraflarımız var. İfadeler aynı, bakışlar sahte.

Konuşan fotoğraflarımız yok, bağırıp çağıran, koşturan, caka satan, olmayanı varmış gibi göstermeye çalışan fotoğraflarımız var.

Globalizmin ahtapot kollarıyla dört yanımızı sardığı dünyamızda, kıyafetler, yiyecekler, makineler tek tipleştikçe düşünceler, hareketler, bakışlar da tek tipleşmeye başladı. Gülüşlerin bile modasını çıkardık.

Don Kişot gelse de hastalıklı fotoğraflara savaş açsa çok iyi olurdu. Belki de rüzgârla savaşmaktan daha çok yorulurdu. Ve bir gün bu hikâyeyi okuyanlar adeta ruhsuzluğun röntgenlendiği resimlerine baktıklarında kendilerini görmek istemezlerdi. Çünkü ruhların flaşlardan köşe bucak kaçtığı anlaşılırdı.

Sonuçta çekilen fotoğrafların yaşanan anlardan fazla olduğu günlerdeyiz.

Bizi mahveden güzel havaların şairlerinin olduğu zamanlar geçip giderken şairliğin bile öldüğü zamanlara fotoğraflarla hapsolduk.

Yaşananlara, yaşanan anlara dahil olamadıkça objektiflere sarıldık.

Seyrine dalamayıp dimağlara nakşedemedikçe yığın belleklere depoladık.

Anı yakalamakla kalmayıp yakasından sürükleyip zamansızlığa zincirledik.

Göremedik ama gösterdik.

Duyamadık ama anlattık.

Giremedik ama dolandık.

Erteleme hayatların yaşam biçimini kadraja oturttuk.

Zihinlerimiz ahlarla vahlarla keşkelerle geçmişe saplanmışken ve hayallerle emellerle kaygılarla geleceğe asılmışken yaşanamayan anları zamane açgözlülüğüyle sadece fotoğrafladık.

Şimdi yaşayamadığımızı sonrası için saklayalım istedik.

Ölümsüzlüğe olan tutkumuzla yarınlara uzanalım istedik.

Anı yakalayalım derken, inceliği, düşünceyi, utanmayı kaybettik. Paylaşmak kelimesinin lügatını boşalttık. Gelecek nesiller paylaşmak denilince, görgüsüzlüğü, arsızlığı, yersizliği, bencilliği, narsistliği paylaşmak olarak anlayacak.

Paylaşmak, benliği unutturan, ötekini hissetmeye yarayan bir zerafet örneği olmaktan çıkıp egoya tavan yaptıran bir eylem olarak bilinecek.

Asıl paylaşmaya da gerek kalmayacak çünkü kimse kendinden başkasını göremeyecek.

Bu zamane açgözlülüğünü anlatmak için bile fotoğraflara bakabiliriz.

Artık fotoğrafların değil de fotoğraf çekmenin sosyopsikolojik alt yapısını incelememiz gerekse de biz yine de fotoğrafın kendisini okuyalım.

Fotoğraftan okunanlar cemiyet hayatının ışıltılı yüzlerinin trajikomik bir hikâyesi.

Alt gelir tabakasından insanları izlerken görmeye alıştığımız ve insanlık onuruyla asla bağdaştıramadığımız ve sebep olanlara bir hayli söylenerek izlediğimiz acıklı sahneleri çaresizlik kılıfıyla sevimli bulmaya çalışırken cemiyetimizin pek seçkin üyelerine nasıl bir kılıf uydurmalı şaştık kaldık

Bir eli yağda bir eli balda taifesinin olsa da olur olmasa da olur cinslikten şeylerin peşinde öğrenilmiş çaresizlik sendromu yaratırcasına koşturarak tepişmeleri günümüz insanının yaşananlar karşısında ki fotoğraflama obsesyonunun birebir kopyası gibidir.

Ortada çoluk çocuğa yetiştirilecek bir şey yok, evde soğukta uyuyan aç bebeler yok, ekmek getiremeyen yaşlılar yok ama onlara birşeyler yetiştirmeye çalışırcasına koşturan ve gözleri dört açılmış istek avcıları var. Tek sorunları istemek, olur olmaz herşeyi istemek.

Fotoğrafa düşkünlük derecesinde tutkunların sorunları da istemek. Bir anı bütün zamanlarda yaşamayı istemek. Andayken yaşayamadığını zamanda yaşamak istemek.

Her anı böylece kaçırıp zamansızlık girdabında merceklere sıkışmak.

Çekilen fotoğraflara durup durup bakarken yankılanan iç konuşmalara kulak tıkamak.

Çünki sınırlıdır zaman, birazdan hikâyenin bir parçası olacak herşey, dekor dağılacak, perde kapanacaktır, güneş yeniden doğacak, yeni oyuncular gelecektir.

Yaşananlar donuk birer hatıraya dönüşmüştür. Herşey yalan olmuştur. Ama çaktırmadan yaşamak, herşeye rağmen iyi görünmek vazgeçilmezdir.

Aslında bu yerler çok görülmüş, çok duyulmuş, çok konuşulmuş yerler. Bu yerler milyonlarca resmi çekilmiş yerler. Hatta bu yerler profesyonel çekimleri yapılmış, en mükemmel anları günlerce pusuda beklenerek ünlü fotoğrafçılarla meşhur edilmiş yerler.

Bu yerler gösterilmeyi bekleyen yerler değil.

Bu yerler sana görünmeyi bekleyen yerler.

Artık biraz da görmek lazım, bu kadar da göstermeye gerek yok.

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright