AKP’nin En Büyük Eksiği Etkin ve Güçlü Bir Medyasının Olmamasıdır! | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>AKP’nin En Büyük Eksiği Etkin ve Güçlü Bir Medyasının Olmamasıdır! 20.07.2015 00:54

AKP’nin En Büyük Eksiği Etkin ve Güçlü Bir Medyasının Olmamasıdır!

1980 öncesi ülke medyası “ beşi bir yerde” diye adlandırılan ve patronluğunu Yahudi Simavi ailesinin yaptığı Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet, Günaydın, Tercüman gazetelerinin tahakkümü altındaydı.

Televizyon yayınları ise yalnızca TRT’den ibaretti ve TRT Sabetayist-Masonik kadroların kök saldıkları, ekonomik olarak sömürdükleri bir kamu kurumuydu.

12 Eylül darbesi sonrasında AP-CHP muvazaalı kavgası şeklinde dizayn edilmiş ülke siyaseti nasıl tarumar edildiyse benzer bir kavga ve dönüşüm süreci medya alanında yaşandı!

Ülkemizde dokunulamaz denilen birçok medya patronu, Erbakan ile Siyonist emperyalist güç odaklarının şiddetli mücadelesi esnasında ayaklar altında ezilip yok oldular!

Baron Simavi ailesi, Asil Nadir,  Ilıcak ailesi, Dinç Bilgin, Cem Uzan ve Erol Aksoy gibi medya imparatorları ya battı ya da sahip oldukları gazete ve televizyonlar el değiştirdi!

Çünkü Erbakan her zaman “medya tek kuvvettir” derdi!

Erbakan’ın “tek kuvvet” diye nitelediği bir gücün alternatifi olabilecek milli ve yerli bir medya ordusu kurmak için çalışma yapmadığını düşünmek mümkün değil.

Milli derin devletin güdümünde 12 Eylül sonrası Özal döneminde başlayan ve AKP iktidarında hız kazanan yerli medya kurma çalışmalarıyla birlikte irili ufaklı birçok gazete ve televizyon medya dünyasına kazandırıldı.

Emperyalist mahfiller unsurlar milli medyanın bir kısmını İslamcı; diğer kısmını ise yandaş medya olarak tanımlayıp itibarsızlaştırmaya çalışsalar da istedikleri neticeyi bir türlü elde edemediler.

Erbakan’ın bir ömür harcadığı canhıraş mücadelesi sonrasında sayısal olarak büyüyen yerli medya nitelik anlamında İsrail sever medya gücü karşısında bir türlü ilerleme kaydetmeyi başaramadı!

Erbakan, Müslümanların bu zavallılığını “Onlar kart kartallar gibi, bizimkiler yumurtadan yeni çıkmış civciv; kanatlarımızın arasına almazsak yaşatmazlar” şeklinde dile getiriyordu.

Zaman içinde yumurtadan çıkmış civcivler büyüyüp piliç oldular belki ama Sabetayist-Masonik medya gibi bir türlü kart kartallara dönüşmeyi beceremediler!

Kart kartal olmayı başaramayan sözde yandaş veya İslamcı yazar taifesinin İsrail müttefiki şer güçlerle ittifak halinde 28 Şubat sürecinde varlık nedenleri olan Erbakan’a; günümüzde Erdoğan ve Gül’e karşı mahallenin söylemleriyle yükleniyor olmaları insanı kahrediyor!

Milli ve yerli medya dünyasındaki şuursuzluk, basiret körlüğü, hidayet kararması aslında devletimizin ve milletimizin birliğini, bekasını tehdit edecek kadar önemli bir büyük güvenlik sorunu olmaya devam ediyor!

İktidardan düştüğün veya düşme eğilimine girdiğin zaman sana tekme vuranların içinde dost bildiğin İslamcı riyakârlar olduğunu görürsün!

Ayağın tökezlediğinde arkandan saplamak için hançer bulamazlarsa dillerindeki zehri kusarlar…

Kalemlerinden kan damlamaya başlar…

Düşmanlarının ezası, cefası yetmezmiş gibi birde dost bildiğin İslamcı münafıkların dil ve kalem yaralarıyla uğraşmak zorunda kalırsın!

İkiyüzlü, dirayetsiz, samimiyetten nasiplenmemiş İslamcı tufeyli takımı yaptığı ihaneti örtmek ve toplumda hoş karşılanmak için her daim “Dost acı söyler” sözünün arkasına sığınırlar!

 “Emri bil maruf nehyi anil münker “ görevi yapıyoruz retoriğini bahane ederler!

“Hz. Ömer yanlış yaptığında O’nu kılıcıyla düzeltecek sahabeler vardı. Bizim kılıcımız da kalemlerimiz” diyerek yaptıkları boşboğazlıkları örtmeye çalışırlar!

Düşmanlarının üslubuyla saldırganlaşmaya başlarlar!

İnançlı, dürüst, ideal sahibi sadık insanlar düşmanlarından bravo, alkış, aferin almak için gayret içinde olmazlar ama İslamcı medyada bu olgun kişiliğe sahip yazar sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az!

İslamcı yandaş medya bukalemunlarının toplumun bilinçsizliğinden yararlanarak göz ardı ettikleri önemli bir gerçek var!

Cephe savaşında eleştiri, nasihat, öğüt, tebliğ yapılmaz!

Eleştiri, nasihat, öğüt, emri bil maruf nehyi anil münker görevinin ifa edileceği yer savaş meydanları değildir!

Cenk meydanında yapılması gereken tek şey, Allah’ın rızası için kılıç sallamaktır!

Savaş ortamında asıl olan birinci vazife İslam ordusunun birliğini, beraberliğini, bütünlüğünü korumak, yaşatmak ve muhafaza etmektir.

Savaş esnasında yaralıların tedavisiyle uğraşılmaz!

Cihad esnasında İslam ordusunun mukavemetini kıracak, ümidini zedeleyecek,  zafer kazanma aşkını törpüleyecek her türlü girişim ve eylemin adı ihanettir!

Savaş kazanılır, zafer elde edilir, düşman ordusu dağıtılır ardından İslam devleti kurulur ve yeryüzüne hak ve adalet hâkim kılınır ondan sonra kim kime hangi nasihatte, öğütte, tebliğde bulunursa bulunsun!

Hepsine eyvallah!

Ancak savaş devam ederken, kazanan/kaybeden daha belli değilken kuzu postuna bürünmüş kurt İslamcı yazarların sözde Kuran-i bir retorikle ve bütünüyle iyiliğimizi, hayrımızı düşünerek yaptıkları sözde uyarılara kimse pirim vermemeli!

AKP genel merkezi ile teşkilat mensuplarının;  Saadet Partisi camiası 28 Şubat post-modern darbe girişimi öncesi ve sonrasında Yahudi’ye entegre olmuş sözde bu İslamcı yazar/çizer takımının Erbakan’a ve Milli Görüş yönelik ipe sapa gelmez haksız, mesnetsiz suçlamalarını dikkate alıp pirim verdiği için şimdi ne haldedirler diye durup düşünmeleri ve ibret almaları gerekmez mi?

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright