Osmanlı Musul için geri dönüyor | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>Osmanlı Musul için geri dönüyor 04.11.2016 22:41

Osmanlı Musul için geri dönüyor


Avrupalı sömürgeci devletlerin Musul üzerindeki sinsi emelleri, bu bölgenin çok önemli bir petrol yatağı olduğunun anlaşılmasıyla başladı. Özellikle İngiltere, 1910`lu yılların başından itibaren, gerek petrol kaynakları gerekse Hindistan yolu açısından taşıdığı stratejik yol nedeniyle Irak`ın geneline ve özellikle de Musul vilayetine göz dikti.

Hâlbuki gerçekte bölge, son bin yıldır Türk egemenliği altındaydı. Musul, ilk olarak 1055-1056 yıllarında Selçuklu Devleti`ne bağlandı. Bu tarihten itibaren Türkleşen Musul, I. Dünya Savaşı sonuna kadar farklı Türk devlet ve beylikleri tarafından yönetildi ve Türkler tarafından bir vatan toprağı olarak kabul edildi. Osmanlı Devleti öncesinde bölgede hepsi de Türk devlet ve beylikleri sayılan Zengiler, Timurlular, Akkoyunlular ve Safeviler hakimiyet kurdu.

Musul, Osmanlı hâkimiyetine ise Yavuz Sultan Selim`in 1514 tarihli Çaldıran Seferi`yle girdi. Kanuni Sultan Süleyman`ın 1534-1535 yıllarında gerçekleştirdiği Bağdat Seferi`yle bu hâkimiyet perçinlendi. Osmanlı hâkimiyeti ile birlikte Musul; Süleymaniye, Kerkük ve Musul sancaklarından meydana gelen bir vilâyetin merkezi oldu.

Aç köpekler gibi pusuda bekleyen Avrupalı sömürgeci devletlerin hayallerini gerçekleştirmeleri için 1. Dünya savaşı büyük bir fırsat oldu. Henüz savaş devam ederken İngiltere ve Fransa, gizlice imzalanan Sykes-Picot Anlaşması ile Ortadoğu`yu bölüşmüşler, Irak`ın İngiliz sömürgesi olması karara bağlanmıştı.

Fakat; Musul halkında, Kürt, Türkmen veya Arap olsun, Türkiye`ye katılma yönündeki eğilimler ağır basmaya devam etti. Özellikle Kürtlerin Türkiye`ye ve Ankara`ya olan bağlılığı dikkat çekiciydi. Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey, TBMM`de yaptığı konuşmada, bir Kürt olarak, "Bir insanı ikiye bölmek veyahut herhangi bir parçasını ayırmak mümkün değil ise, Musul`u Türkiye`den ayırmak da mümkün değildir" diyerek, bölgede Türkler ve Kürtler arasında bir ayrılığın olmadığını savunmuştu.

Uyuşmazlığı gidermek amacıyla 19 Mayıs 1924`te İstanbul`da İngiltere`yle başlayan ikili görüşmelerde İngiltere`nin Irak lehine Hakkâri üzerinde de hak iddia etmesi üzerine Konferans`tan sonuç alınamadı. Bunun üzerine İngiltere Musul meselesini 6 Ağustos`ta Milletler Cemiyeti`ne götürdü.

Milletler cemiyeti Musul meselesini 20 Eylül 1924 te görüşmeye başladı. Görüşmelerde Türk tarafı daha önceki görüşlerinde ısrar ederek Musul`da bir halk oylaması yapılmasını istediyse de İngiltere bu talebi de daha önce Lozan`da yaptığı gibi "bölgede yaşayan halkın cahil olduğu ve sınır işlerinden anlamadığı" gibi küstah bir gerekçeyle kabul etmedi.

Türkiye defalarca Musul konusundaki İngiliz oyunlarını kabul etmeyeceğini açıklamasına rağmen sonunda mecbur bırakılarak, Cemiyet Meclisi kararına uydu ve 5 Haziran I926`da yapılan Ankara Antlaşması ile Musul`u Irak`a terk etmeyi kabul etti.

Ankara Antlaşması, "sınır, iyi komşuluk ilişkileri ve genel hükümler" adı ile üç kesim ve toplam 18 maddeden meydana geliyordu. Antlaşmanın bir ve ikinci maddesi Türk-Irak sınırını tespit etmiş, 14. madde ise bölgedeki petrol gelirinin %10`unun 25 yıl süreyle Türkiye`ye bırakılmasını öngörmüştü. Ancak ne yazıktır ki Türkiye daha sonra 500 bin İngiliz lirası karşılığında bu hakkından vazgeçti.

Musul vilayeti, Türkiye`nin hakkı olmasına rağmen ondan alınmıştır. Bu vilayette yaşayan insanların da rızasına aykırı olan bu uygulamanın hiçbir siyasi, tarihsel, hukuksal haklılığı yoktur.

Türkiye`ye karşı oynanan ilk oyun, Mondros Mütarekesi`nin imzalanmasından sonra Kerkük sancağının İngilizler tarafından haksız işgalidir.

İkinci oyun ise Lozan Konferansı`nda Türk heyetinin Musul`un Türkiye`ye verilmesi amacıyla sağlam temellere dayanarak savunduğu mükemmel tezine rağmen, İngiliz baskısı ile Musul meselesinin sonraya bırakılması ve Milletler Cemiyeti`ne havalesidir.

Yendiklerini sandıkları Türk Milleti`nin yeniden ayağa kalkarak düşmanlarını püskürtmesi ve haklarını geri istemesi, İngiliz yönetimini hem şaşırtmış hem de öfkelendirmişti.

Musul meselesinde İngiltere`nin şiddetle direnmesi bölgenin petrol kaynakları açısından zengin oluşu, stratejik önemi ve İngiltere`nin imparatorluk yolları üzerinde oluşundan dolayıydı. Bölgenin sahip olduğu bu özellikler, İngiltere`nin ısrarcı, uzlaşmaz ve baskıcı tutumuna neden olmuştu. İngiltere`nin ortaya koyduğu bu tavrın bir diğer sebebi de I920`li yıllarda hâlâ Türk Milleti`nin hayat hakkını tanımak istememesiydi.

İngiltere`nin bu tavrı karşısında Türkiye`nin dış politika meselesindeki yalnızlığı, Musul`un kaybedilmesinde öne çıkan önemli bir nedendi. Bu yalnızlık, Milletler Cemiyeti`nde açıkça görülüyordu. Türkiye, Cemiyet`in üyesi bile değildi. İngiltere ise asli ve kurucu üyesiydi. Bu yapıdaki bir kurumdan Türkiye lehine bir kararın çıkması oldukça zordu. Bunun yanı sıra İngiltere; Irak, Milletler Cemiyeti, Soruşturma Komisyonu ve dünya kamuoyu üzerinde özellikle propaganda alanında üstün bir durumdaydı.

Tüm bu tarihçe içinde belki de en önemli olan nokta ise, Türkiye`nin tam iki kez Musul`da halk oylaması yapılmasını istemiş olmasıdır. Bu, elbette, Türkiye`nin Musul halkının kendisine olan sevgi ve bağlılığından endişe duymadığı için ileri sürülmüş bir tekliftir.

O zamanlardan günümüze miras kalacak bir politika varsa, o da bu sevgi ve bağlılığı yeniden kazanarak Türkiye`yi bölgede itibar, nüfuz ve etki sahibi bir güç yapmak olmalıdır.

Ve unutmayacağımız en büyük politikamız ülkemizin toprağına göz dikenlerin üç kuruşuna tamah edeceğimize kanımızla canımızla düşmanlara bu ülkenin tek karışının bile şeref ve namus olduğunu göstermektir. En büyük ispatını 15 Temmuz 2016 gecesinde gözlerine soka soka hafızalarından silinmeyecek şekilde onlara yaşattık...

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright