“Onlar ortak, biz pazar” | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>“Onlar ortak, biz pazar” 13.12.2016 00:01

“Onlar ortak, biz pazar”


Yazının başlığı; Türk siyasi hayatı kadar, fikir, düşünce, inanç,  sanat, ekonomi, dış politika, sanayi, üretim, iş hayatı, özgürlükler ve daha birçok alanda ülkemize hatta dünyaya yeni bir bakışıcısı kazandıran, mazlum milletlerin her daim yanında, zalimlerin karşısında bir siyasi hareketin temellerini atan merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a ait.

Yıllar önce Avrupa Ekonomik Topluluğu ya da Ortak Pazar olarak anılan bugünkü Avrupa Birliği’nin gerçek yüzünü ortaya koymak için ülke genelinde seri konferanslar düzenleyen ve Elazığ’ın da içinde olduğu birçok şehirde bu meseleyi tüm yönleriyle geniş halk kitlelerine ulaştıran merhum Erbakan, topluluğu özet olarak anlatmak için son cümle olarak Avrupa’nın aslında bir Hristiyan gurubu olduğunu, onların Türkiye’yi kendi aralarında görmek istemediklerini bu ülkelerin kendi aralarında birbirlerini “ortak” Türkiye’yi ise “pazar” olduğunu anlatmasının üzerinden uzun yıllar geçti. Ancak geçen süre, Erbakan Hoca’nın yıllar önce söylediklerini haklı çıkartan yığınla somut örnekle bir kez daha tescillendi.

2002 yılından sonra Avrupa Birliği ile olan yakın temaslarımız ve asli üye olabilme teşebbüslerimiz sanki bir nebze daha hız kazandı.  Ancak bu yönelim ve gayretlerin amacı; ekonomik çıkar ve ticari kazançtan ziyade 12 Eylüller ve 28 Şubatlar yaşamış, inanç ve ibadet hürriyeti, fikir ve düşünce özgürlüğü konusunda büyük bedeller ödemiş, bir şiir okundu diye cezaevlerine atılmış, inandığı gibi yaşayan binlerce insanın ya okullarından ya da mesleklerinden atılmış bir Türkiye’yi bulunduğu yerden daha demokratik ve özgürlükçü bir noktaya çekmekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi yasaklı olduğu dönemlerde Avrupa Birliği üyesi ülkelere yönelik ziyaret ve onlarla girdiği sıkı diyaloğunun amacı da Türkiye’de vesayet guruplarının demokratik değerler üzerindeki baskı ve dayatmalarının son bulmasına yönelik ziyaretler olarak görüldü.

Bu dönemde belirli çevrelerin, eşi başörtülü olan bir başbakan ve bakana olan tahammülsüzlükleri, sonrasında cumhurbaşkanlığı makamına oturacak Abdullah Gül’ün de eşinin başörtülü olmasından hareketle belirli mihraklar tarafından üretilmeye çalışılan tepkiler ve daha birçok antidemokratik yasa ve yönetmeliklerin demokratik olgunluk, karşıdakine tahammül ve hoşgörü gösterme kültürünü oluşmasına katkı sağlamak içindi bu gezi ve temasların sebebi.

Peki, bu görüşmelerden maksat hâsıl oldu mu? Elbette ki evet… Bu temaslarla birlikte ülke çapında sosyal, siyasal, inanç özgürlüğü ve inandığı gibi yaşama noktasında önemli gelişmeler oldu. Bir dönem başörtülü sıradan bir yöneticiye tahammül edemeyen birçok kesim, yazar ve çizer takımı bir süre sonra bunları gündeminden düşürmek zorunda kaldı. Bazı görevlerde başörtüsü görünce kızılca kıyameti koparan medya dahi, kısa bir süre sonra bu manzaraları olağan görmeye başladı hatta savunmak zorunda kaldı. 

Yasama erkinin üzerinde kendisini her dönem baskın gören, siyaset ne derse desin ne üretirse üretsin kendilerini bu ülkenin doğal sahibi ve efendisi gören vesayetçilerin tutumları da bu görüşme ve toplumun geldiği nokta itibarıyla zayıfladı. Onların ifadeleriyle kaleler tek tek kaybedildi. Belki bu dönemlerde kaleleri içten fethetmeyi ve zamanla ihanetini bu millete silah doğrultmakla gösteren kesimler gözden kaçtı ama bu demokratik bilinç ve milli iradeye sahip çıkma kültürü onları da halkın milli ruhuyla yerle bir etti.

Bugün itibariyle Avrupa Birliği, çok net olarak Türkiye’yi aralarında görmek istemediğini söylüyor. Buna sebep ise OHAL’in devamını ve gazetecilerin tutukluluk hallerini gösteriyor. Bu gerekçeler olmasaydı bile Avrupa ülkelerinin tavrı değişmeyecek, kararlarını etkilemeyecekti. Bunu bilen Türkiye; şimdi yeni arayışlar ve yeni birliktelikler peşinde. Şangay beşlisi telaffuz edilirken bunun yanında toplumun geniş bir kesiminden ise İslam Ortak Pazarı sesleri ciddi anlamda yükseliyor. D 8’lerin yeniden gündeme gelmesinin zamanının geldiği dillendiriliyor.

Bu talepler ilgililer tarafından elbette ciddi olarak değerlendiriliyor. Ekonomik olarak bir araya gelmek ve kaynaklarını en iyi şekilde değerlendirmek ile ilgili İslam ülkelerinde de bir irade olduğu gözlemleniyor.

Bu kritik aşamada İslam ülkeleri arasına atılacak mezhepsel ayrılık fitnesi ile bazı İslam ülkelerinin birlikte hareket ettikleri güçlü ülkelerin sözünden çıkamama gibi bir handikapları var. Tüm bunları izale ederek güçlü bir İslam dünyası projeksiyonu sunacak, İslam coğrafyasında liderliği olmasa da (çünkü bu kelime üzerinde de sorun üretilebiliyor) organizasyonu ile öne çıkacak bir ülkenin varlığı gerekiyor. Mezhepsel farklılıklar, bazı meselelere farklı yorumları bir kenara bakıp her ülkenin “kazan-kazan” ilkesi gereği de olsa bir İslam birliğinin oluşması demek, tüm dünya dengelerinin alt-üst olması demek.

“Allah, dilerse fasıkların eliyle de İslam’a yardım eder” ilkesi gereği, Avrupa Birliği’nin Türkiye ile ilgili  bu kararı yeni bir oluşumun kapısını aralar ya da açar mı bilinmez ama bu alanda yeni bir ivme kazandıracağı kesin.

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright