Yeşilçam’ın dinle kavgası… | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>Yeşilçam’ın dinle kavgası… 20.03.2015 23:20

Yeşilçam’ın dinle kavgası…


 

Her ülke sineması, tarihi boyunca yapıtlarında o ülkenin dini inançları üzerinde durur ve onları yansıtır, gerektiğinde dikkatini din adamlarına çevirir, ibadet yerlerini, ayinlerini anlattığı öyküye, görüntülediği olaylara katar.

Dinler ve inançlar kültürel bir katkı iseler -ki öyledirler- sinema bunları kullanır." diyor Giovanni Scognamilo kitabının sunuş yazısında.

Yedinci sanat olarak adlandırılan sinemanın diğer tüm sanat dallarında olduğu gibi içinden çıktığı toplumun şuuraltı birikimlerini, dertlerini, özlemlerini, inançlarını, hayata bakış açılarını yansıttığı varsayılır.

Bu yaklaşımın pek çok ülke sineması için doğru olduğu söylenebilir.

Ama Türkiye’de bu hiç de böyle değildir.

İslam dini, Yeşilçam’da neredeyse hemen her zaman “yok farz edilmiş” eğer lütfen “var farz edilecekse de” kendi orijinal yapısı ve ruhundan çok uzak bir tarz ve üslupla ifade edilmiştir.

Çoğu zaman sıradan folklorik bir element seviyesinde temsil edilmiştir.

Sadece bu seviyede temsil bile masumane kalabilecekken, din mümkün olabilecek en kötü temsilciler eliyle sunularak, cahillikten ziyade kötü kasıt hedeflenmiş, bu yolla dinin gözden düşürülmesinin hedeflendiği açık bir şekilde ortaya çıkmıştır.

Daha ötesi Türk sinemasında bir tepki, bir karşı duruş vardır İslam Dini’ne. Dine soğuk/mesafeli/alerjili bir duruş hep olagelmiştir.

İslam’ı temsil eden taraflar büyük bir oranla, sahtekâr, dolandırıcı, çıkarcı, şehvet tutkunu, bilim ve yenilik düşmanı tipler olup, kılık kıyafet seçimleri bile insanın fıtratına kötü gelen renk ve uyuşmazlıklarla doludur.

Kimi zaman güldürerek de millete empoze edilen İslami kavram ve fiillerin sulandırılma işlemi “Ramazan” “Şaban” “Bayram” “Gaffur” gibi isimleri de vurmayı amaçlamıştır.

“Vurun Kahpeye” isimli sinema filminde, halkın nezdinde İmam ve şeyhlerin saygınlığını ve etkisini azaltmak için en kötü karakterler ile İmamlarımız canlandırılmıştır.

Başında sarığı, cübbesi elinde tesbih ile boy gösteren bu karakterler ya dolandırıcı ya sahtekâr rolüyle izleyiciye sunuldu.

Böylece yetişen neslin gözünde sözüne itibar edilmeyen, saygıyı hak etmeyen, çıkarcı hocalar oluşturulmaya çalışıldı.

Kemal Sunal ve Şener Şen gibi mahir oyuncuların rol aldığı filmlerde neredeyse istisnasız bütün dindar tipler aynıdır.

Bu filmlerde ev sahipleri dindardır ve kiracılarını sömürür, toprak sahipleri zalimdir, muhafazakârdır ve insanların hakkını yer, hukukunu çiğner, dindar görünen patronlar işçilerinin alacağı üç kuruşa göz dikmiştir...

Hacı bakkal tiplemeleri de köy imamı klişesi de, muhtar portresi de üç aşağı beş yukarı aynıdır.

Bütün fitneyi köye salan, kasabaları kasıp kavuran, milletin malında mülkünde, ırzında gözü olan hep `hacı-hoca` tiplemesidir.

Çarşaflı kadınlar en ahlaksız rollerde fahişeliklerini gizlemek için kara çarşaf giyen kadınlar olarak gösterilir.

Bu tipolojinin karşısında alternatif olarak sunulan ikinci bir tip ise, namaz kılmayan, zina, içki, kumar gibi konularda hassasiyet taşımayan, ama tüm bunlara karşı; insanları aldatmayan, yardımsever, kul hakkı yemekten çekinen bir insan tipi vardır.

Dilara Balcı, ‘Yeşilçam’da Öteki Olmak’ adlı kitabında, “sinema işletmecilerinden tutun, yönetmenlere, oyunculara, ışıkçılara ve yapımcılara kadar sektörün önemli ustaları gayrimüslimler arasından çıkmıştır” der.

Yeşilçam’da İslam Dinine yapılan uygulamada bunun etkisinin olmadığını kim söyleyebilir ki.

Yeşilçam’ın duayenleri diye öne çıkartılan kimi kadim yönetmen, oyuncu, prodüktörlerle yapılan röportaj ya da biyografi çalışmalarına şöyle üstünkörü bir göz atıldığında bile, belli dönemlerde Yeşilçam’ın varoluşunda ağırlıklı rol oynamış sayıları iki elin parmağını geçmeyen isimlerin adeta aynı kulübün üyeleri gibi benzer yapıda oldukları ve neredeyse tek bir merkezden yönlendiriliyor gibi aynı usul ve üslupla hareket ettikleri hemen fark edilmektedir.

Bu nedenle her filmde yemek sol elle yenir, yatak odasına kadar ayakkabıyla girilir. Her hizmetçinin başında muhakkak başörtüsü vardır.

Başörtüsü hizmetçiye kasıtlı takılarak küçümsenir.

Son dönemlere kadar Yeşilçam’ın her filminde ve ona bağlı televizyon dizilerinde bu kanundur.

Son zamanlarda olumlu gelişmeler olmamış mıdır? Elbette olmuştur.

Kurtlar Vadisi Dizisinde Ömer Baba’nın ney çalan, ebru yapabilen, fakir fukara dostu bir din adamı iyi bir örnektir.

Bütün umut verici gelişmelere rağmen Yeşilçam’da çekilen filmlerde bir inanç ve din danışmanı kadrosuna ihtiyaç duyulmaması, dekorlar seçilirken, kostüm ve makyajlarda bile en azından Batı sinemalarındaki kadar olmasını beklediğimiz bir hassasiyet eksikliği meseleye iyimser bakmamızı engellemektedir.

Senaryo düzeyinden yönetmenlik düzeyine kadar belli bir İslam eğitimi almış ve bu konuda manevî sorumlulukla donanmış insanlar bu işlere el atıncaya kadar da bir şeylerin değişeceğini beklemek belli ki saflık olacaktır.

 

 

Türkan Şoray kanunları yoktu, Rüçhan Adli kanunları vardı

Yeşilçam’ın Sultanı Türkan Şoray ile kendinden 23 yaş büyük işadamı Rüçhan Adlı nikâhsız evlilik yaşamış çiftler kervanında yer aldılar.

Türkan Şoray sinemaya 15 yaşında girdiğinde, Rüçhan Adlı tarafından ambargo konulmuştu. Bu durum yıllarca Şoray’ın, Türk halkının gözünde "metres" kadın olarak kalmasına sebep oldu.

Rüçhan Adlı ilk eşine “kâğıt üzerinde“ sadık kalmış ve Türkan Şoray ile sadece dost hayatı yaşamıştı. 

Rüçhan Adlı sahip oldukları köpeğin Türkan Hanım`ı nasıl koruduğunu ve beklediğini, hatta gece dışarı çıkmasına izin vermeyerek gövdesiyle kapıyı kapadığını, kendisinin de ertesi gün onu bonfileyle ödüllendirdiğini bir gazeteciye büyük bir iştahla anlatmıştı.

Yani aslında Türkan Şoray kanunları yoktu, Rüçhan Adlı kanunları vardı.

 

Kemal Sunal:

Lütfen Refah Partisi ile koalisyon kurmayın

Konuttaki sekreter, "Efendim Kemal Sunal arıyor" dedi.

Mesut Yılmaz, Kemal Sunal ile hiç tanışmamıştı.

Aslında, ‘Acaba bizim arkadaşlardan biri şaka mı yapıyor diye düşünmedi de değil.

Telefonu bağlattı.

Arayan kişi, "Ben Kemal Sunal" dedi.

Yılmaz, "Buyurun Kemal Bey, nasılsınız" diye yanıtladı.

Sunal, "Biliyorum çok meşgulsünüz, rahatsız ediyorum; ama sadece bir vatandaş olarak bir arzumu aktarmak için aradım.

Bazen bir işi yapmamak, yapmaktan daha hayırlıdır. Rica ediyorum, RP ile koalisyon yapmayın" dedi.

 

 

Yeşilçam’ın önemli tiplerinin önemli özellikleri;

 

Nur Sürer:

 

Örgüt lideriyle evli; ‘16 Haziran Hareketi` adlı silahlı sol örgütün lideri olduğu gerekçesiyle müebbet hapse mahkûm edilen Sarp Kuray ile evlendi. Kadın haklarıyla da yakından ilgili olan Sürer, politik duruşuyla da bilinmektedir. 2007`de İstanbul`da gerçekleşen 1 Mayıs kutlamalarına katılan sanatçı, polis tarafından gözaltına alındıktan bir gün sonra serbest bırakıldı.

 

Tarık Akan:

 

Yürüyüşe katıldı; Devrimcileri övdükleri için hapis cezasına çarptırılan sanatçılarla dayanışmak için 2011`de yapılan yürüyüşe katıldı. Özellikle 70`li yıllarda Yeşilçam filmlerinde oynadığı `Ferit` karakteri ile bilinen Tarık Akan, sinema oyunculuğunun yanında siyasi olarak `sol` görüşe yakınlığı ile tanınmaktadır. Gezi eylemlerinde hep ön sıradaydı. Bir kanal 7 spikerine İslamcı kanalda çalıştığı için röportaj vermemişti.

 

İlyas Salman:

 

Türksolu`nda yazıyor; Uzun yıllardır oynadığı `Kürt` tipi rolleri yüzünden Kürt olarak kabul edildi. Bunu açıkça yazanlar da olmuştur. Ancak 2007 yılında kendi yazısında ve kitabında `Türkmen Alevisi` olduğunu belirtti. Kendisi sol görüşlüdür. TKP`nin Kartal`da yaptığı 1 Mayıs mitingine katılmıştır. Şu anda ise Türksolu Dergisi`nde yazmaktadır.

 

 

Reşat Nuri Güntekin…

Reşat Nuri Güntekin; Hülleci ve Hançer isimli İslam’la dalga geçen iki tane oyun yazdığı için Paris’e Kültür Elçisi yapılarak ödüllendirildi.

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright