Filistin’e göçsünler diye, Zengin Yahudileri korkutmak için fakir Yahudileri öldürdüler… | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>Filistin’e göçsünler diye, Zengin Yahudileri korkutmak için fakir Yahudileri öldürdüler… 06.03.2017 12:26

Filistin’e göçsünler diye, Zengin Yahudileri korkutmak için fakir Yahudileri öldürdüler…


Bu ay sizlerle Alman Lider Hitlerle Yahudilerin ilişkisini anlatacağım.

Ortada bir katliam var mı yok mu, varsa bu katliamın boyutu soykırım niteliğinde mi değil mi?

Sayı gerçekten söylenildiği gibi 6 milyon civarında mıdır değil midir?

Malumunuz Yahudiler her başları sıkıştıkça "Tarihin en büyük soykırımı bize uygulandı" deyip mazlumluk yarışında sürekli en ön sırayı kapmaya çalışıyorlar.

Peki, gerçekten de tarihin en büyük soykırımı Yahudilere mi uygulandı? Yoksa bu durum yalnızca kendi yaptıklarını meşrulaştırma çabasından mı ibarettir?

İsterseniz ilk önce “soykırım” meselesinden başlayalım

II. Dünya Savaşında Nazilerin hem Alman topraklarında hem de işgal altındaki diğer ülkelerde hapishaneler ve işçi kampları zinciri kurdukları ve işlettikleri tarihin tartışmasız bir gerçeğidir.

Bu kamplara, Yahudiler, savaş tutukluları, direnişçiler, çingeneler, homoseksüeller ve Alman İmparatorluğunun düşmanı olduğu düşünülenlerin gönderildiği de bir gerçektir.

Bu toplama kamplarına gönderilenler Alman savaş gücü için işçi olarak kullanılıyorlardı. Alman savaş endüstrisinin damarları bu esir işçilerin üretimi ile besleniyordu.

Toplama kamplarının varlığı kesindir, oysa soykırım ispatlanmış, kesin bir gerçek değildir. Aksine son yıllarda ortaya çıkan deliller, soykırımın bir efsaneden ibaret olduğunu gösteriyor.

Hemen savaşın bitimiyle başlatılan ve 40 sene boyunca da karşı bir muhalif sesin çıkmamasından güç alarak tırmandırılan Holokost (Yahudi Soykırımı) propagandasının karşısına, son 10 senede birçok revizyonist (resmi tarihi kabul etmeyip yeni tezler öne süren) tarihçi ve araştırmacı dikildi.

Revizyonist tarihçilerin ve araştırmacıların konu ile ilgili çalışmaları ve bu çalışmalara karşı aldıkları tepkiler, soykırımın delillere dayanan kesin bir gerçek değil, telkine, beyin yıkamaya dayanan bir efsane olduğunu gösteriyor.

Örneğin, Almanya`daki Dachau Toplama Kampı`nda herhangi bir gaz odasının hiçbir zaman kullanılmamış olduğu, soykırımcı (soykırım var diyenler) çevreler tarafından bile bugün artık kabul edilmektedir.

Oysa Dachau`da kaldığını söyleyen birçok kişi, bu kamptaki gaz odalarını gözleriyle gördüklerini söylemekte ve oldukça dramatik hikâyeler anlatmaktadırlar. Pek çok insan da bu dramatik hikâyelere dayanan soykırım filmlerinin etkisiyle olayı kesin bir gerçek olarak algılamaktadır. Oysa bunu kanıtlayan tek bir somut belge dahi yoktur.

“6 milyon” meselesi de soykırım meselesi gibi havada kalmış bir efsanedir.

1945 yılında Yahudilerin yaptığı tahkikatlarda 12 milyon Yahudi`nin Alman gaz odalarında öldüğü ileri sürüldü.

Bu netice Yahudi Walter Lippman`a bile çok göründü.

New York Herald Tribune Gazetesi sütunlarında, “böyle şeylerin ancak kendilerine zarar verebileceğini” hatırlattı.

Bu ikaz edici makaleden sonra Almanlar tarafından katledilen Yahudilerin sayısı 6 milyona düştü.

Dönelim 6 milyon meselesine.

Almanya’daki her Yahudi öldürüldü mü, yoksa zengin Yahudiler korkutulmak için fakir Yahudiler kurban mı edildi?

Ve hepsinden önemlisi Hitler bütün bunları Yahudilere düşman olduğu için mi yaptı yoksa Yahudilerle işbirliği yapıp Filistin’e gitmeyen Yahudilerin gözünü korkutmak için mi yaptı?

Bugün bile dünya çapındaki toplam nüfusları yirmi milyonu bulmayan Yahudilerin O tarihlerdeki nüfusu altı milyon eder miydi?

Altı milyon Yahudi`den çıkacak küller hiç tartışmasız bir dağ olurdu. Peki, nerede bu küller? Ya da daha sonra film çekimi için hazırlanmış olan o gaz odaları, gerçekten Yahudileri yakmış olsa bile hesaba vurun altı milyon kişi o kapasite ile kaç senede yakılabilir?

Şimdi bu rakam doğrultusunda küçük bir hesap yapalım, bakalım kaç milyon Yahudi öldürülmüş?

Almanya’nın siyasi suçlu ve sakat bireyler olmak üzere kamplarda öldürdüğü kendi vatandaşlarının sayısı, ortalama 400 ila 500 bin aralığındadır.

Fransa, Polonya, Avusturya vs. bölgelerinde Yahudi olmadığı halde siyasi düşünce suçlusu olarak kamplarda ölüme gönderilen insan sayısı 800 bin civarındadır.

Diğer taraftan ari ırkı bozdukları düşüncesi ile Avrupa’nın her yerine dağılmış olan 300 ila 350 bin arasında Çingene de bu kıyımdan paçasını kurtaramamıştır.

Üzerine ne kadar koyarsanız koyun, Yahudiler, çingeneler, kamplardaki hastalıklı ve sakat insanlarla birlikte bu sayı ancak 3 milyon civarındadır.

Amerikalı bazı yetkililer temerküz kamplarında kati olarak kaç kişinin kaybolduğunu meydana çıkarmak gayesi ile savaştan sonra bir araştırma yaptılar.

1951`de yayınlanan raporlarına göre bu kamplarda 1,2 milyon insan ölmüştür.

Bu rakam Yahudileri, Çingeneleri, Ukraynalıları ve bütün diğer milletleri içine almaktadır.

Bütün mesele Yahudilerin her cesedi kendine saymasıdır.


Şimdi gelelim Gaz Odaları meselesine;

II. Dünya savaşından sonra iddiaları araştırmak için Almanya’ya gönderilen ABD’li hâkimlerden Stephen Pinter şunları yazar:

"Dachau’da savaş sonrasında 17 ay ABD askeri hâkimi olarak kaldım. Dachau’da gaz odası olmadığına tanıklık edebilirim. Ziyaretçilere gaz odası diye gösterilen yer, aslında bir ölü yakma fırınından başka bir şey değildir.

Almanya’daki diğer toplama kamplarında da hiçbir gaz odası yoktu. Bize Aushhwitz’de bir gaz odasının var olduğu söylendi fakat Auschwitz Rus bölgesinde olduğundan, orayı görmek için Ruslardan izin alamıyorduk…

Milyonlarca Yahudi’nin öldürülmüş olduğu şeklindeki eski bir propaganda efsanesi bu şekilde devam ettiriliyordu, anlaşılan.

Savaş sonrasında Almanya ve Avusturya’da geçirdiğim altı yılın akabinde kesinlikle söyleyebilirim ki; pek çok Yahudi öldürülmüştür, fakat bu sayı asla 1 milyon rakamına bile hiçbir şekilde ulaşmamıştır.

Bu hususta ben bunu söylemek için herhangi birinden daha fazla yetki buluyorum kendimde." Nitekim mahkemede tanıklık yapanların çoğu sadece "Gaz odalarının var olduğunu duyduklarını" söylemişlerdir”.

Biraz detay;

Temelinde Siyanitrik asit bulunan Zyklon B, pek çok tutuklunun zehirlenerek öldürüldüğü gaz diye bilinir. Normalde bu gaz çamaşırların veya salgın hastalıkları yayma riski taşıyan aletlerin mikroplardan arındırılması için kullanılır.

Bununla beraber 1929 yılından itibaren Amerika’da birkaç eyalette mahkûmların idamı için de kullanıldı. Lakin bu eyaletlerin pek çoğu bu idamın pahalılığından dolayı vazgeçmiştirler.

Sadece bu gazın kendisi değil, ortamın hazırlanması için gerekli olanlar da çok pahalı malzemelerdir. Ayrıca bu gazın verilmesinden sonra odanın havalandırılması da en az 10 saatlik bir zaman harcamayı gerektiriyor.

Odanın gaz sızdırmaması için de, duvarların epoxy veya paslanmaz çelikle kaplanması, kapıların ise amyant, neyofren veya teflon contalarla donatılmış olması gerekiyor.

Bir uzman gözüyle gaz odası olduğu iddia edilen yerleri gezen Leuchter şu sonuçlara varır: "Bu binalarda yapılan teftiş gösteriyor ki şayet bunlar idam odaları olarak kullanılmışlarsa bu son derece kötü ve tehlikelidir çünkü hiç bir tedbir alınmamış."

Majdenk ise: "Bu bina kendisine atfedilen maksat için kullanılamaz, çünkü bir gaz odası için gereken asgari şartları dahi taşımamaktadır" der.

Bu kadar pahalı olan bir gazı ve o gazı sıktığında onu içeride muhafaza edebilecek kaliteye sahip olan odaları yapmak tam bir serveti gerektiriyor.

Hitler acımasız bir savaşın içerisinde, yokluktan canı burnuna gelmiş bir haldeyken, zaten olmayan paralarına ya da Almanya’nın paralarına kıyıp bu tesisleri kuracak, bu gaz sıkıldıktan sonra 10 saat kimse o odalara girmeyecek, Almanlar o odalara girdiğinde ise tam dezenfekte olmuş olarak oraya girip, ölüleri toplayacaklar ve Hitler bunu bekleyecek…

Biz de altı milyon Yahudi’nin öldürüldüğüne inanacağız.

Velhasıl,

Yahudiler ellerindeki medya gücüyle olmayan bir şeyi var göstermişler, siyasi ve ekonomik güçlerinin yaptırımlarıyla da devletlerin buna inanmaları sağlamışlardı.

İnanmasalar bile en azından Yahudilerin bu rüyalarını gerçekleştirmelerine ses çıkarmamışlardı.


"Yahudi Sabunu"…

İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşandığı iddia edilen Yahudi Soykırımının en ilgi çekici, en fantastik öykülerinden biri, Naziler‘in gaz odalarında öldürdükleri Yahudilerin yağlarıyla sabun ürettikleri yönündeki iddiadır.

Bu iddia son derece yaygındır ve insanlarda uyandırdığı psikolojik etki nedeniyle de oldukça akılda kalıcı, çarpıcı bir konudur. Bugün pek çok insan, Naziler`in Yahudileri "sabun yaptıkları"na adı gibi emindir.

Yahudilerin sabuna dönüştürüldüğüne dair söylentiler, savaş sırasında Yahudi gettolarında ya da toplama kamplarında Almanlar tarafından dağıtılan ve üzerlerinde "RIF" kısaltmasının yer aldığı sabun kalıplarıyla birlikte ortaya çıktı.

Bu sabunların dağıtılmasından kısa bir süre sonra korkunç bir "buluş" yapıldı: RIF harfleri, Rein Jüdisches Fett, yani "Saf Yahudi Yağı" anlamına geliyordu!. Naziler, Yahudileri gaz odalarında öldürmekle kalmamış, bir de bu zavallıların yağlarından sabun imal etmiş ve belki daha da tiksindiricisi, bu sabunları kullanmaları için Yahudilere dağıtmışlardı!.

Aslında sabun üzerindeki ibarenin anlamı Rein Jüdisches Fett (Saf Yahudi Yağı) olsaydı, RIF değil, RJF harflerinin kullanılması gerekirdi. Ama hemen hiç kimse bu ufak ayrıntıya dikkat etmedi.

Sabun söylentisi 1941 ve 1943 yılları içinde kısa sürede hızla yayıldı. Söylentiyi yayanların başında da Siyonistler geliyordu. Amerika`daki Siyonist hareketin lideri ve Amerikan Yahudi Kongresi`nin (AJC) başkanı olan Stephen Wise, 1942 yılında resmi bir açıklama yaparak, "Yahudi cesetlerinin Almanlar tarafından sabun, yağ ve gübreye dönüştürüldüğünü" duyurdu.

Aynı yılın sonlarında Yahudilerin "tren yağına" dönüştürüldükleri ve Fransa`dan Hollanda`ya kadar uzanan tren yollarında kullanıldıkları haber veriliyordu.

1943 yılında önde gelen Sovyet Yahudi`si Solomon Mikhoels Amerika`nın farklı kentlerinde mitingler düzenledi ve kitlelere, "Yahudilerin imal edilmiş" sabunlarını gösterdi. Savaş sonrasında, üzerinde "RIF" harfleri yer alan bu "Yahudi sabunları" özenle toplandılar. Bu sabun kalıplarının bazıları Nuremberg mahkemelerine getirildi ve USSR-393 koduyla delil olarak tescillendi.

Ama gerçekler çok farklıydı.

Amerikalı revizyonist tarihçi Mark Weber`in belirttiği gibi, savaş sırasında ortaya çıkan sabunların üzerindeki "RIF" kısaltması, Rein Jüdisches Fett (Saf Yahudi Yağı" anlamına gelmiyordu. Sabunlar, Reichsstelle für Industrielle Fettversorgung, yani Endüstriyel Yağ Üretimi için Reich Merkezi tarafından üretilmişti ve RIF harfleri de bu isimden geliyordu.

Bu merkez, savaş döneminde sabun ve benzeri temizlik maddelerini üretmek ve dağıtmak için kurulmuş Alman hükumetine bağlı bir birimdi. RIF sabunları oldukça düşük kaliteli sabunlardı ve insan yağı bir yana, herhangi bir yağ bile içermiyorlardı.

Ünlü soykırım savunucusu Yahudi tarihçi Walter Laquer, 1980 yılında yayınlanan The Terrible Secret adlı kitabında, Yahudi sabunu söylentisinin hiçbir gerçek yanı olmadığını açıkça kabul etti.

Bir diğer Yahudi tarihçi Gitta Sereny, Into That Darkness adlı kitabında aynı itirafı yaptı ve "büyük bir kabul görmüş olan Yahudilerin sabuna dönüştürüldüğü hikâyesi, Ludwigsburg Nazi Suçları Araştırma Merkezi gibi güvenilir bir kurum tarafından reddedilmiştir" diye yazdı.

Peki, neden önde gelen soykırımcılar uzun yıllardır hararetle savundukları bir yalanı 1980`li yıllardan itibaren terk etmeye başlamışlardı?

Mark Weber, bu sorunun cevabını şöyle veriyordu: Yahudi sabunu iddiası, hiçbir delile dayanmayan ve belki de gaz odaları iddiasından bile daha mantıksız bir iddiaydı. Revizyonist tarihçilerin başta "gaz odaları" olmak üzere, soykırım iddiasının bütün unsurlarını birer birer çürüttükleri bir dönemde, "Yahudi sabunu" gibi uçuk bir iddiayı savunmanın yanlış olduğu düşünülmüştü. Zaten Krakowski de bu gerçeği itiraf etmiş ve "Yahudi sabunu"nu savunmanın, revizyonistlerin eline güçlü bir koz vermekten başka bir işe yaramayacağını yazmıştı.

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright