Ayetullah İsrail’e ne kadar düşmandı? | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>Ayetullah İsrail’e ne kadar düşmandı? 02.05.2015 13:36

Ayetullah İsrail’e ne kadar düşmandı?


1963 yılında Şah Muhammed Rıza `Beyaz Devrim` adlı bir reform paketini ilân edince, Humeyni rejime bayrak açan ulemanın sözcüsü oldu.

Haziran ayına denk gelen Muharrem törenleri, rejime karşı protestoların çağrısı gibiydi.

Çalkantılı ve bol çatışmalı birkaç haftanın ardından Humeyni tutuklanarak Tahran`da iki ay gözaltında tutuldu.

Ayetullah Humeyni 1963`te Şah’ın aleyhine vaaz etmeye devam edince sonunda idam cezasına çarptırıldı.

İdam cezasına çarptırılan Humeyni, bir gecede Ayetullah-el uzma Shariatmadari tarafından idam edilmesin diye en büyük Ayetullah anlamına gelen ve Şii mezhebinde idamı caiz olmayan Ayetullah-el uzma makamına getirildi.

1964 sonunda, Şah`ın ABD`li danışmanların görev süresini uzatmasını, `vatana ihanet` olarak nitelemesi üzerine, Humeyni sınır dışı edildi.

Humeyni, İran Kuvvetleri`nin Hercules adlı kargo uçağıyla 4 Kasım 1964 günü Ankara`ya getirildi. Bulvar Palas`ın 514 numaralı odasındaki iki haftalık ikametin ardından, Bursa`ya nakledildi.

Bursa`da Humeyni`yi Farsça bilen askeri istihbarat uzmanı Albay Ali Çetiner karşıladı. Tam üç ay Ali Çetiner`in evinde misafir olarak kaldı.

Ali Çetiner’in Acemler Caddesindeki evi MİT Bursa Şubesi’ne çok yakın bir evdi.

3 Ocak 1965`te oğlu Mustafa, Humeyni`yi Bursa`da ziyaret etti. Ardından yaz aylarında, bir grup Şii din adamı Humeyni`yi ilk kez görme şansına sahip oldu. Buluşma İstanbul`da gerçekleşti. Humeyni ve beraberindekiler, Ali Çetiner`in gözetiminde önce Florya`ya gittiler, ardından dönüşte Kumla`ya uğradılar. Humeyni, Kumla`da denize girdi. Bunun "hayatında ilk" olduğunu söyleyecektir.

Sonbaharda Humeyni Irak`ın Şiilerce kutsal kabul edilen Necef kentine gitmek üzere Türkiye`den ayrıldı. Bu bir nevi yeni bir sürgündü. Şah Muhammed Rıza, Humeyni`nin Necef`teki diğer büyük Ayetullahların arasında sesini duyuramayacağını hesaplamıştı.

Bu hesap hiç kuşkusuz yanlış çıkacaktı. 6 Ekim 1965 günü Humeyni ve oğlu Mustafa Bağdat`a indiler.

Humeyni Şah’ın devrilmesi ve İran`da bir İslam cumhuriyeti kurulması yönündeki çağrılarını oradan sürdürdü.

Şah rejiminin halkta uyandırdığı hoşnutsuzluğun tırmanmasıyla 1970`lerin ortalarında İmam Humeyni`nin İran içindeki etkisi gitgide artmaya başladı. 6 Ekim 1978`de Şahın baskısıyla, Irak lideri Saddam Hüseyin Irak`ı terk etmesini isteyince, Fransa`ya gitti. Paris`in bir banliyösü olan Neauphle-le-Chateau`ya yerleşti.

Humeyni’ye sahip çıkan Fransa, onun Paris’in bir banliyösü olan Neauphle-le-Chateau’dan Şah yönetiminin yıkılması yolunda yoğun bir propagandaya girişmesine uygun bir zemin ve her türlü imkânı sağladı.

Daha sonra da Humeyni’yi güvenle İran’a ulaştıran Fransa, devrim sürecinin en önemli aktörlerinden birisi olmuştur.

Humeyni, Paris’te büyük bir alayiş ile karşılandı. Bunu organize eden, Paris’teki sol görüşlü İranlı talebelerin lideri Beni Sadr’dı.

İhtimal, solculara tek başlarına Şah’ı devirmeye güçleri yetmeyeceği, bundan dolayı kendilerine dini muhalefetle birleşmelerinin daha akılcı olduğu telkin edilmişti.

İslam Âlemi’nde bir Sünni-Şii çatışması ile Israil’i rahatlatmak düşüncesi, bu tavır değişikliğinin diğer bir sebebi olabilir.

Zira ne Türkiye’de ve ne de Irak’ta hiçbir sözü haber olmamış Humeyni’nin Paris’teki sözlerinin gazetelerde manşetlerden verilmesi, burada bir Siyonist parmağı olduğu hissini uyandırmaktadır.

Humeyni, Fas vizesi peşinde koşarken Amerikan istihbaratının adamları, O’nun etrafını sararak, kendisinden her gün yeni yeni beyanat talebinde bulundular.

Bu beyanların kasetlerini, Tahran’daki Amerikan Büyükelçiliği’ne uçurarak, orada çoğaltıp, apartman kapılarının altından gizlice atılmasını organize ettiler.

Birkaç ay süren bu faaliyet o hale geldi ki, Humeyni, İran’daki sokak hareketlerini her gün Paris’ten yönlendirme imkânına kavuştu. Bu durum, protestoların hem kalabalıklaşmasını ve hem de polis kurşunuyla ölenlerin sayılarının artmasına sebep oldu.

Her gün devam etmekte olan nümayişlerdeki zayiat sayısı çoğalınca, Şah “Amerika’nın kendi aleyhine döndüğünü anlayarak” ülkeyi terk etme kararı aldı.

Şah, gurbette ancak iki sene yaşayabilmiş ve olup bitenlerin gerçeğine vakıf olarak:

“Beni Amerika yıktı!..” demiştir.

İran’ın ilk Cumhurbaşkanı Ebu’l Hasan Beni Sadr, 01.12.2000 tarihinde el-Cezira kanalına, Humeyni’nin kaldığı Fransa’nın “Nofel Loshato” bölgesine Beyaz Saray’dan delegelerin geldiklerini ve bu delegeleri İranlı yetkililerin (Yazdî, Bazargan, Musevî ve Ardibîlî) karşıladıklarını ifşa etmişti.

Dolayısıyla devrim öncesi Paris’te ABD ile devrim liderleri arasında birçok görüşmeler olmuştu. Bu görüşmelerden en önemlisi, Paris’in banliyölerinde gerçekleşen Reagan ve Bush grubu ile Humeyni grubu arasında anlaşmaların imzalandığı Ekim görüşmesidir.

Zira Humeyni, İran’ın içişlerine müdahale etmemesi şartıyla Amerika ile işbirliğine hazır olduğunu, bu görüşmede açıklamıştı.

15 Ocak 1979 tarihinde Şah’ın ülkesini terk etmesi üzerine Şah’ı yurt dışı eden grup, Humeyni’yi Paris’teki ikametgâhından alarak bir Boeing’le İran’a nakletti.

Bu suretle İran tarihinde yeni bir devir başlamış oldu.

Bu dönüş esnasında ilginç olaylar yaşanmıştı:

Humeyni 1979`da Paris`ten Tahran`a getirilirken O’na 3 ayrı suikast planı tertip edilmişti.

Şah`ın generalleri tarafından tertiplenecek olan suikastı MOSSAD, Humeyni`nin adamlarına ihbar etmişti.

İş Humeyni-MOSSAD ilişkisi olunca ABD`nin Ortadoğu uzmanlarından Mike Evans`ın "Jimmy Carter" adlı kitabı önemlidir. (Mike Evans, Jimmy Carter: The liberal left and World Chaos)

Evans`ın yazdıklarına bıkıldığında; MOSSAD, Humeyni`ye yapılacak suikastı, İran askeri ataşesi Yitzhak Segev kanalıyla Humeyni`nin adamlarına bildirmişti.

Suikastın ortaya çıkmasından sonra General Amir Hüseyin Rabii devrimciler tarafından idam edildi.

Bunları Trita Parsi de doğruluyor.

Trita Parsi, şümullü diplomatik belgelere dayanarak hazırladığı kitabında İsrail ve İran arasındaki gizli ilişkilere dair ciddi bilgiler veriyor.

"Ayetullah Humeyni sürgünden 15 yıl sonra 1 Şubat 1979`da İran`a döndü ve milyonlarca İranlı tarafından karşılandı. Humeyni`yi karşılama esnasında İsrail`in askeri ataşesi Yitzhak Segev ve MOSSAD şefi radikal devrimcilerin yanında yer aldılar."

Sadece MOSSAD değil Amerika’da üstüne düşeni yapmıştı.

Amerika, yönetimi Humeyni’ye teslim etmesi için Şahpur Baytiyar’a baskı yaptı ve Humeyni’nin gelişine karşı çıkacak olan İran ordu komutanlarını tehdit etti.

Böylelikle Humeyni İran devrimini yapabildi.

Ardından diğer İslâm beldelerinde kapitalist Batı sistemlerine göre hazırlanmış olan anayasalar gibi bir anayasanın hazırlanması tamamlandı.

Sonuç;

ABD dostu olarak dünyaya ün salan İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi devrilerek yerine Yahudi düşmanı (!) Ayetullah Humeyni İran’da ilan edilen sözde İslam Cumhuriyeti’nin başına getirildi.

Humeyni rejimi ABD büyükelçiliğini aylarca sansasyonel biçimde işgal ettirdi.

ABD kadim dostu devrik Şahı yanına aldığı muazzam servetine rağmen ülke sınırlarından içeri sokmadı.

Zavallı gitti Mısır’da öldü.

İsrail’in prensibidir…

İsrail’in bir prensip politikasıdır ki, dost olduğu ülkelere karşı örtülü ve sinsi bir düşmanlık sürdürür; düşman ilan ettiği ülkelere karşı da örtülü ve deruni bir dostluk yürütür.

 

İrangate Skandalı

İran, yeni başkan Reagan’ın yemin etmesinden yalnız 20 dakika sonra elçilik işgalini sonlandırdı.

Reagan’ın ilk icraatı ise Amerika’da dondurulmuş İran mali varlıklarını serbest bırakmak oldu.

Devamında Reagan yönetimi, o sırada Saddam’ın Irak’ı ile savaşan Humeyni İran’ına İsrail üzerinden silah sağlanması operasyonunu başlattı.

Bu olay, dünya siyaset tarihine İrangate Skandalı olarak yazıldı ilerleyen yıllarda.

İran-Irak savaşı esnasında İran, Lübnan`daki ABD`li esirlerin serbest bırakılmasına yardım etti.

İran`ın bu yardımının karşılığını ise, ABD`den ve İsrail`den yaptığı silah alımları oluşturuyordu.


“İran İsrail`in en iyi dostudur”…

Tuhaf bir suikasta kurban giden İsrail başbakanlarından İzak Rabin, Ekim 1987`de yaptığı basın açıklamasında İran İsrail`in en iyi dostu olduğunu” söylemişti.

İsrail`deki Haaretz gazetesi yazarı Yossi Melman`ın 2011`de yazdıkları çok dikkat çekiciydi.

En az 200 İsrail şirketi, İsrail Hükümeti`nin bilgisi dâhilinde İran`ın şahdamarı olan enerji sektöründe oldukça aktif durumda.

Üstelik Knesset`in 2008`de kabul ettiği yasaklayıcı kanuna rağmen bu faaliyetler sürüyor.

İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak 2010`da, "İran`ın hâlihazırda İsrail için bir tehdit oluşturmadığını" söylemişti.

Görünen o ki İran İsrail için hiçbir zaman düşman değildi.

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright