Araksi Çetinyan`dan Keriman Halis`e… | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>Araksi Çetinyan`dan Keriman Halis`e… 17.04.2016 18:10

Araksi Çetinyan`dan Keriman Halis`e…


 

Etik olarak çok tartışılan bir konudur güzellik yarışmaları. Güzelliğin göreceli bir kavram olması bu konuyu daha açmaza sürüklemektedir. Ancak güzellik yarışmalarının ürettiği ekonomi ve güzellik yarışmalarına bağlı pek çok sektörün oluşması bu yarışmalara olan ilgiyi ve talebi arttırmaktadır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan yarışmalarda aranan, Türkiye`nin en güzel kadını değildi. Aranan Türk milletinin ne kadar güzel bir ırk olduğunu dünyaya kanıtlayacak, milli şuur sahibi, güzel bir kadındı.

Yeni bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti`nin her konuda diğer milletlerden geri olmadığını ispatlamak bir vatan borcuydu. Milletimizin ne denli güzel olduğunu göstermek de her Türk genç kızının milli bir vazifesiydi.

Cumhuriyet Gazetesi tertiplediği her yarışmayı basit bir güzellik olayının dışına çıkardı ve ulusal bir sorun haline getirdi. Artık bu yarışmaya başvurmak milli bir sorumluluktu.

Türkiye’nin ilk güzellik yarışması, 1926’da İpek Film Şirketi tarafından düzenlenmişti. Melek Sineması’nda yapılan yarışmayı, sinemanın yer gösterici kızlarından Ermeni asıllı Matmazel AraksiÇetinyan kazanmıştı. Ama basın organizasyon bozukluklarını bahane ederek yarışmanın geçersiz olduğunu ilan etti.

AraksiÇetinyan’ın “sinema artisti” olmak üzere ABD’ye gönderilmesi gerekiyordu, bu yapılmadı. İleriki yıllarda da, güzellik yarışmalarının tarihçesini yazanlar bu yarışmayı yok saydılar…  

Geniş katılımlı ilk ‘yarı resmi’ güzellik yarışması için çok beklemek gerekmedi. Yarışma fikrinin Mustafa Kemal’den çıktığı söyleniyordu. Gazetelerde ABD’de düzenlenecek yarışmadan söz edilirken ‘medeniyetin beşiği ABD ve Avrupa’da…’, ‘Yunanistan bile…’, ‘Balkan devletleri bile..’ gibi ifadeler kullanılıyor, yani yarışmaya katılmak bir ‘milli görev’ ve  ‘medenileşmenin işareti’ olarak sunuluyordu.

Şubat 1929’da, Cumhuriyet Gazetesi yarışmaları düzenleme işini hevesle üstlendi. 4 Şubat tarihli gazetede “Bütün dünyada güzel kadınlar seçilir ve memleketin güzellik kraliçesi intihap edilirken [seçilirken], bizim böyle bir kraliçemiz niçin olmasın? Türkiye’nin en güzel kadını acaba kimdir?” diye soruluyordu.

25 Şubat 1929’da yapılan duyuruda katılma şartları şöyle sıralanmıştı:

1) Müsabakaya 16 ila 25 yaş arasındaki her namuslu Türk kızı iştirak edebilir. Irk, din ve mezhep farkı aranmaz.

2) Bar kadınları müsabakaya katılamaz.

‘Bar kadını olmak’ o günün ahlak anlayışının sınırlarını tarif ediyordu.

“Irk farkı aranmaz” dendiği halde gazeteler ‘yarışma sayesinde Türk ırkının ne kadar güzel olduğunun dünyaya gösterileceği’ haberlerinden geçilmiyordu. Yarışmadan bir gün önce, finale kalanlar arasında gayrimüslimlerin çokluğu konusundaki şikâyetlerin haklı olup olmadığının anlaşılması için yarışmacılardan nüfus kâğıtları istendi. Gerçekten de 35 finalistin yarısı gayrimüslimdi ama hepsi de Türk vatandaşıydı…

Fısıltı gazetesine göre, bazı yarışmacılar jüri önüne çıkmak istememişler, bu aşamayı ‘fazlasıyla modern’ bulmuşlardı. Birinciliği Hicran Hanım kazanmış, ama kısa süre önce nişanlanmış veya evlenmiş olduğu ortaya çıkınca, yerini okuyucuların    11. sırada favorisi olan “Lepiska saçlı” Feriha Tevfik’e bırakmıştı.

1930 yarışmasının duyuruları 29 Ekim 1929’da yapılmaya başladı. Yine Cumhuriyet Gazetesinin diliyle “medeni bir sahada memleketin şeref ve haysiyetine hizmet etmek üzere’ Paris’e ve ABD’ye gönderilmek üzere kadın adaylar” aranıyordu.

10 Ocak 1930’ta yapılan yarışmaya 42 aday katıldı, son elemeye kalan 22 aday arasından Mübeccel Namık Hanım yeni ‘Türkiye Güzellik Kraliçesi’ seçildi. İlk yarışmanın birincisi Feriha Tevfik bu sefer ikinci olmuştu. Yarışmacıların ellerinden tutup jürinin önüne kadar götürüp orada yarışmacıların eteklerini dizlerine kadar kaldırmasına yardım etme görevini muhafazakâr yazar Peyami Safa üstlenmişti.

Dünya yarışmasına katılmak üzere Paris’e giderken Sirkeci`den Edirne`ye kadar her istasyonunda halkın sevgi gösterileriyle karşılanan Mübeccel Hanım dereceye bile giremezken, ‘milli düşman’ Yunanistan güzeli kraliçe seçili verdi. Büyük bir hayal kırıklığı yaşandı.

Büyük gayretler sonunda yeterli aday bulunarak yapılan 1931 yarışmasında ‘muallim’ Naşide Saffet Hanım birinci, Güzel Sanatlar Mektebi öğrencisi Saniha Hanım ikinci oldu. Naşide Saffet Hanım Fransa’nın Nice (Nis) kentindeki yarışmada 4. oldu ama bu durum kamuoyunda büyük rahatsızlık yarattı.

Bu olaylar, katılımcıların cesaretini kırmış olmalıydı ki, 1932 yarışmasına pek ilgi olmadı. Sadece 10 başvuru olduğu için yarışma iptal edildi. Ancak Belçika’nın Spa kentinde yapılacak yarışmanın jüri heyetinin başkanı M. Maurice de Walaffe’nin Türkiye’ye bir davet mektubu göndermesi üzerine yeniden heves geldi. Kazanana Spa Belediyesi tarafından 100 bin Frank değerinde ödül verileceği de eklenmişti davet mektubuna.

Gazete bu tarihten yarışmanın yapılacağı 2 Temmuz’a kadar, 16-25 yaş arası evlenmemiş, namuslu kızları yarışmaya davet eden haberler yayımladı, yetmedi. ‘Kraliçe seçilecek güzele tam 500 Türk Lirası mükâfat verilecektir’ dedi, olmadı. ‘Hâfi ve balo kıyafetiyle yapılacak seçmelerde kazanamayanların izzet-i nefislerinin rencide edilmemesi için isimleri ilan edilmeyecektir’ güvencesi verildi olmadı. Muhafazakâr Türk halkına kızlarının mayo ile ne Türkiye’de ne de Belçika’da halkın önüne çıkamayacağının garantisi verildi olmadı.

Ancak 8 genç kız başvurmaya ikna edilebildi!

Yarışma Cumhuriyet Gazetesinin idare binasında yapıldı. KerimanHalis, yeni ‘Türkiye Güzellik Kraliçesi’ seçildi.

Keriman Halis Belçika’nın Spa kentinde yapılacak dünya güzellik yarışmasında ülkemizi temsil edecekti.

Cumhuriyet Gazetesi Belçika’da yaşananları gün gün naklediyordu. Gazeteye göre “boyadan, makyajdan şikâyetçi olanlar, Keriman Hanımı çok beğeniyorlardı. İşte Türk güzeli, işte tabii güzel!” diyorlardı.

Keriman Halis daha sonra yarışma gününü (30 Temmuz 1932) şöyle anlatacaktı:

"28 ülkenin güzeli teker teker boy göstererek gelip geçtiler... Ve sonunda iki güzel kaldık. Ben ve Almanya güzeli.

Son gün yalnız Alman güzeli ve beni tekrar görmek istediler. Üzerime kırmızı renkte bir tuvalet giymiş, yakasına da beyaz kurdele takmıştım. Memleketimizi bayrağımızın renkleriyle tanıtmaya çalışıyordum. Son an gelip çattı. Jüri başkanı ayağa kalktı. Elindeki kırmızı mühürlü zarfı büyük bir itina ile açtı. Tiyatroda büyük bir sessizlik hüküm sürüyordu. Heyecandan düşüp bayılabilirdim. Neyse, zarf açıldı... Bütün tiyatro salonu,  “Yaşasın MissTurkey!” sesleriyle inledi

Avrupa mutluydu; çünkü yeni Türkiye Cumhuriyeti Batı tarzı modernleşme projesine bağlılığını ispat etmişti.

Rejim mutluydu; çünkü topu topu 10 yıl içinde yaşmaklı ve çarşaflı kadından tayyörlü kadına, haremdeki kadından podyumdaki kadına geçiş, Avrupa’da tescil edilmişti!

Aile mutluydu; çünkü “kızları milli bir vazife yerine getirmişti.

Basın mutluydu; çünkü yazacak çok şey vardı.

Cumhuriyet Gazetesi mutluydu; çünkü “olsa olsa Cumhuriyet Gazetesinin güzeli” dedikleri Keriman Halis “dünyanın güzeli” seçilmişti.

En çok da jüri başkanı Peyami Safa mutluydu; çünkü seçim sırasında kendisini alaya alan gazetecilere sivri diliyle ağzının payını verme fırsatı çıkmıştı.

Yarışmaların destekçisi Atatürk de çok mutluydu sonuçtan. Öyle ki 3 Ağustos 1932 günü Cumhuriyet Gazetesine verdiği özel demecinde ‘Keriman Ece’ dediği kızımızın başarısına değindi ve 1930’ların ırkçılıkla flört eden milliyetçiliğiyle uyumlu şu cümleleri sarf etti:

“Türk ırkının necip güzelliğinin daima mahfuz olduğunu gösteren dünya hakemlerinin bu Türk çocuğu üzerindeki hükümlerinden memnunuz.

Taze Cumhuriyet kendini güzellik alanında ispatlamanın sevincini duyuyordu. Halk bu başarıdan çok memnun kalmıştı. Sanki Türkiye`nin her evinde güzellik kraliçesi seçilen kişi kendi kızlarıymış gibi gururumuz okşandı, ülkede başka bir konu konuşulmuyordu.

1932 yılının büyük coşkusuna rağmen, bu büyük başarıyı tekrarlayamama korkusuyla olsa gerek ertesi yıl aynı heves yoktu. 1933 yılında düzenlenen son güzellik yarışmasını Nazire Hanım kazandı ancak seçilişiyle ilgili şike dedikoduları ayyuka çıkmıştı.

Bunun üzerine romancı milletvekili Aka Gündüz, “Güzellik müsabakaları men edilecek. Bu gibi müsabakalar Monmarter kabarelerinde oluyor. Temiz Türkiye buna müsait değildir. Artık müsabakaların yapılmaması için bir kanun layihası teklif edeceğim” dedi. Hakikaten de 1947 yılına kadar bir daha ‘güzellik yarışması’ lafı ağza alınmadı.

31 Temmuz 1932`de Belçika`nın Spa kentinde düzenlenen, orijinal adı “International Pageant of Pulchritude” olan Uluslararası Güzellik ve Zarafet Yarışması`nda ilk kez jüri oylama yapmamıştı.

 Jüri başkanının oylamaya geçilmesine izin vermeden Keriman Halis`i birinci ilan ettiği ve siyasi mesaj yüklü oldukça tartışmalı bir konuşma yaptığı, dünyada ve Türkiye`de uzun yıllar yazıldı çizildi.

Hatta bu iddialar, Japonya`da bir dönem “Keriman Halis Olayı” adı altında okullarda ders olarak okutuldu.

Hâlid Turhan Bey hatıralarında Keriman Hâlis Ece’nin Dünya güzeli seçilmesini şu şekilde anlatıyor:

“Yarışmadan sonra jüri salona geçip puan değerlendirmesi yapmak istedi. Bu durumu gören jüri başkanı şöyle bir açıklama yaptı.

Sayın jüri üyeleri, bugün Avrupa’nın, Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz Müslüman kadınların temsilcisi, Türk güzeli Keriman, mayo ile aramızdadır. O yüzden oylama yapmayacağız.

Türk güzelini dünya güzeli olarak seçiyoruz”.

Keriman Halis ise ne bu iddialara ne de birinci elden aktarılan hatıralara yönelik ağzını bile açmadı. Sadece, birinci seçildikten sonra elinde Türk bayrağı ile sahneye çıkmak istediği, ancak salonda Türk bayrağı olmadığı için bu isteğinin karşılanmak istenmediğini, bayrak bulunmazsa sahneye gelmeyeceğine dair resti üzerine atlas kumaşlardan orada alelacele bir Türk bayrağı yapıldığını anlattı.

Ancak jüri başkanının yaptığı konuşma ve kendisini dakikalarca ayakta alkışlayanların Osmanlı aleyhtarı tezahüratları konusunda tek kelime etmedi.

Böyle bir konuşmanın yapılıp yapılmadığı, Keriman Halis`e jüri tarafından bu yönde sözlerin söylenip söylenmediği konusunda sadece Keriman Halis değil, dönemin ilgili aktörlerinden de bir cevap gelmedi.

Belçika`da yaşananlar konusunda Türkiye`de belirli bir sansür hep kendini gösterdi

Bu olay, o dönem dünya basında günlerce manşetlerde kalmış, “Osmanlı kızının son hali” adı altında Avrupa gazeteleri tarafından Keriman Halis`in resimleri kartpostal olarak dağıtılmıştı.

Avrupa basını, Müslüman bir kadının, bir Türk kızının kendini beğendirmek için Belçika`ya devlet imkânlarıyla gönderilmiş olmasını Türk modernleşme hareketinin doruk noktası olarak değerlendirdi.

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright