Hipertansiyon 2 | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>Hipertansiyon 2 23.11.2015 18:56

Hipertansiyon 2


 

Geçen yazımızda üzerinde durmaya çalıştığımız gibi kan basıncının ortaya çıkmasında ve düzenlenmesinde en önemli belirleyici, arteriyol dediğimiz kılcallardan önceki küçük atar damarların kasılıp gevşemeleridir. Bu kasları kasılıp gevşemek üzere yönlendiren ise temelde iki mekanizma rol oynar. Bunlardan birincisi sempatik ve parasempatik sistemlerden oluşan otonom sinir sistemimiz diğeriyse humoral (sıvısal) sistem ya da daha anlaşılır bir ifadeyle hormon dengemizdir.

Tüm bu damarlarımızın cidarlarına kadar uzanan otonom sinir sistemine ait olan afferent (beyne bilgileri getiren duyusal) ve efferent (motor cevabı oluşturmak üzere beyinden ilgili emirleri düz kaslara ileten) sinir lifleri otomatik olarak kan basıncımızı bir yandan ölçer diğer yandan normal dışı sapmaları önlerken zaman zaman gerekli müdahaleleri yapmaktan da geri kalmaz (efor anında yada aniden ayağa kalktığımızda kan basıncının anında yükseltilmesi gibi) Bu olay, kalp atış hızı, vücut ısısı ve kan PH değerinin büyük bir hassasiyetle dar aralıklarda sabit tutulması gibi, bizim haberimiz dahi olmadan doğduğumuz andan ölüm anına kadar sürekli olarak gece gündüz bir an dahi ara verilmeksizin başarılan hayati (vital) parametrelerin stabilitesinin sürdürülmesini sağlar.

Çok küçük miktarlarda salgılandığında, damar içini örten pürüzsüz tabakayı oluşturan endotel hücreleri üzerindeki spesifik reseptörlerine bağlanarak, etkilerini oluşturabilen hormonlar da bir dizi kimyasal tepkimeyi tetikleyerek ilgili düz kaslarda gevşeme ya da kasılmaya yol açabilmektedirler. Özellikle adrenalin ve noradrenalin denilen ve böbrek üstü bezlerden salgılanan katekolamin hormonları (sempatik sistemle bağlantılıdır vücudu “kaç ya da savaş” moduna geçirir) tansiyonu yükseltebilmektedir. Bu hormonların aşırı salgılanmasına yol açabilen bir tür böbrek üstü bezi tümörü olan feokromasitoma hipertansiyonun oldukça nadir ancak iyi bilinen bir sebebidir. Bazı durumlarda üzülen sıkılan hatta sevinen hipertansiyon hastalarında görülebilen ani hipertansiyon ataklarının sebebi emosyonel (duygusal) dengedeki değişikliğin bu kabil hormonal dalgalanmalara yol açmasına bağlanabilir.

Anjiyotensin 2 ve endotelin gibi çok kuvvetli vazokonstrüktör (damar büzücü) maddeler tanımlanmıştır. Bu ve benzeri maddelerin endotel yüzeyi ile temas etmesi damarlarda ciddi büzülmeyle beraber basıncın yükselmesiyle sonuçlanırken anti hipertansif ilaçların  bir kısmı bu maddelerin oluşumlarını engellemeye  ya da reseptörleriyle bağlanmalarını bloke etmeye matuf olarak geliştirilmiştir. Beta bloker ilaçlar olarak bilinen grup sempatik sistemin kalp ve damar cidarı üzerindeki tansiyon yükseltici etkisini kırmaya yönelik olarak geliştirilmişken kalsiyum antagonistleri-her türlü kas kasılmasının olmazsa olmazı olan- kalsiyum iyonunun kas hücresine girmesini engelleyip kas kasılmasını imkansızlaştırarak damarları gevşemeye yönlendirir. Diüretikler ise damar yatağında fazla sıvı varken böbrekler de sağlam ise fazla suyun idrarla atılmasına yol açarak faydalı olabilirler. Yüklenme yokken antihipertansif olarak kullanılmaları pek önerilmemektedir.

Son tahlilde uzun süre normal değerlerin üzerinde seyreden kan basıncı başta hedef organlardaki damarlar olmak üzere tüm vücuttaki damarlarda ve başta arter ve arteriyollerde kronik vasıflı ve maalesef çoğunlukla geri dönüşsüz tahribatlar yapar. Göz dibi kanamaları ve zamanla görme kaybı gelişmesi, beyin enfarkt ve kanamalarına bağlı gelişen inme ve felçler, son dönem böbrek hasarı ve kronik böbrek yetmezliğine gidiş ile kalbin hem pompa faaliyetlerinde hem de kendi beslenmesindeki bozulma (koroner arter hastalığı bir başka değişle iskemik kalp hastalığı) hep bu end organ hasarının tezahürleridir ve bu konu da inşallah önümüzdeki yazımızın konusu olsun. 

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright