İbadetin özü “Dua”  | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>İbadetin özü “Dua” 06.12.2014 19:03

İbadetin özü “Dua”



Sözlükte, “çağırmak, istemek, yardım dilemek” anlamlarına gelen “dua”; dinî bir kavram olarak, aciz ve zayıf olan kulun, bütün benliğiyle kudreti sonsuz Yüce Yaratıcı’ya yönelerek, hâlini O’na arz etmesi ve her türlü ihtiyacı için O’nun engin lütuf ve merhametine sığınmasıdır.

İnsanın, edâ etmekle sorumlu olduğu tüm ibadetlerin, özü itibariyle kendisiyle Rabbi arasında irtibat kurmayı veya var olan irtibatın güçlenmesini hedeflediğini düşünürsek dua, bunu hemen ve dolaysız gerçekleştirdiği için Peygamber Efendimiz tarafından “ibadetlerin özü” olarak nitelendirilmiştir. Dua, ibadetlerin özü olması yönüyle insanoğlunun yaratılış gayesini de temsil etmektedir.

Bize şah damarımızdan daha yakın olan ve içimizden geçirdiklerimizi bilen Rabbimiz, bizleri kendisine dua etmeye çağırmakta ve dua ettiğimiz takdirde bunlara karşılık vereceğini haber vermektedir. Yüce Allah, kendisine, yalvara-yakara, gizlice, azabından korkarak ve rahmetini umarak, güzel isimleriyle, ihlas ve samimiyetle, sabah-akşam, yan yatarken, otururken veya yürürken dua edebileceğimizi bildirmektedir.

Kur’an-ı Kerim, insanoğlunun zorluk ve sıkıntı anlarında Rabbine içtenlikle yönelerek dua ettiğini, ancak sıkıntısı kaldırıldığında sanki hiç Allah’a bu sıkıntısından dolayı dua etmemiş gibi geçip gittiğini anlatırken böyle kimselerin haddi aşan kimseler olduğunu ifade etmektedir.

Örnek yaşantısıyla ve güzel sözleriyle her alanda bizlere rehberlik edip yolumuzu aydınlatan Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), dualarımızın Allah (c.c) tarafından hüsn-ü kabul ile karşılık görmesi için şu hususlara dikkatimizi çekmiştir:

Sıla-i rahmi gözeterek ve günahlardan uzak durarak duada bulunduğumuz takdirde Yüce Allah, ya dileğimizi gerçekleştirmek veya günahımızı affetmek suretiyle duamıza icabet edecektir.

Sevgili Peygamberimiz gece yapılan duaların müstecâb olduğunu şu sözleriyle müjdelemektedir: "Her gece, Rabbimiz gecenin son üçte biri girince, dünya semasına iner ve; “Kim Bana dua ediyorsa ona icabet edeyim. Kim Benden bir şey istemişse onu vereyim. Kim Bana istiğfarda bulunursa ona mağfirette bulunayım” der.

Efendimiz ayrıca, “En çok kabule mazhar olan dua hangisidir?” sorusuna: “Gecenin sonunda yapılan dua ile farz namazların ardından yapılan dualardır!” şeklinde cevap vermiştir.

Duada elleri açarak kaldırma ve sonunda yüzümüze gibi birtakım şeklî hususlara dikkat çeken Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), “Rabbiniz hayydir, kerimdir. Kulu dua ederek kendisine elini kaldırdığı zaman, O, ellerini boş çevirmekten haya eder.” şeklinde buyurmak suretiyle, Rabbimizin ne denli engin rahmet sahibi olduğunu bizlerin dikkatine sunmuştur. Duaya, Allah’a hamd ve senâ, Peygamber Efendimize salât ve selâm ederek başlamak, “amîn” sözcüğüyle son vermek, dua esnasında sesini yükseltmeksizin, duayı ısrarcı ve kesin bir üslupla, üçer defa tekrar ederek yapmak ve dua yaptıktan sonra, “dua ettim de, duam kabul edilmedi” gibi sözler sarf etmek suretiyle acele etmemek gibi hususlar, Peygamberimizden dua âdâbıyla ilgili olarak bize ulaşanlar arasındadır.

Lânet etmeyi ve bedduada bulunmayı hoş görmeyen Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Kendinize, çocuklarınıza, hizmetçilerinize ve mallarınıza beddua etmeyin. Ola ki, Allah’ın duaları kabul ettiği saate rast gelir de, istediğiniz kabul ediliverir.” Kendisi ve kocası için dua isteyen bir kadına, “Allah sana da, kocana da rahmet etsin!” diye dua buyuran Peygamber Efendimiz, dualarımızda Allah’tan hayırlı isteklerde bulunmamızın önemine işaret etmiştir.

Biz, Yüce Rabbimizden bazen öyle dileklerde, öyle isteklerde bulunuruz ki, bunların hakkımızda hayırlı olup olmadığını bilemeyiz. Biz hayırlı dileklerde, hayırlı isteklerde bulunduğumuzu zannederiz, oysa bu bazen şerli olabilir. Şerli zannettiğimiz şeyler de hayırlı olabilir. Nitekim yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bu hususa dikkat çekilerek: “Hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için iyi olabilir, hoşunuza giden bir şey de sizin için kötü olabilir. Bunların gerçeğini Allah bilir, siz bilemezsiniz." (Bakara, 216) buyrulur.

Mevlânâ şöyle der: “Nice dualar vardır ki, dua edenin aleyhinedir. Onun ziyanına ve helâkine sebep olacak bu duaları pâk ve mukaddes olan Allah, kereminden, merhametinden dolayı kabul etmez." 

Bazen de insanın bir şeye canı sıkılır, hayır dua eder gibi başlar beddua etmeye. Oysa bu da hoş bir şey değildir. Daha sonra bundan pişman da olabilir. İnsan aceleci bir karaktere sahiptir. Kur’an-ı Kerim insanın bu özelliğini ne güzel tespit etmiştir: “Bazen insan hayra dua eder gibi, şerre dua eder/ kötülük gelmesi için bedduada bulunur. İnsan çok acelecidir." (İsrâ, 11)

Duaların kabul edilmesi demek, hemen bu dünyada karşılığının verilmesi demek değildir. Bazen yüce Rabbimiz dualarımızın karşılığını bu dünyada verir, bazen ahirette verir, bazen de duamız sebebiyle başımıza gelecek bir kötülüğü ve musibeti def eder. Her şeyi O bilir ve hikmeti neyi gerektiriyorsa öyle yapar.

Dua sadece yerine getirilmesi gereken bir formalite ya da icabet edilip edilmeyeceği belli olmayan bir tılsım, ne demek olduğu bilinmeyen ya da üzerinde hiç düşünülmeden birtakım cümleleri, klişe ifadeleri, süslü cümleleri sıralamak değil, insanın Allah ile samimi bir bağlantı kurmasıdır. Her insanın içinde bulunduğu ruh hâli, istek ve arzuları, sıkıntıları farklı olabileceğinden, duanın şekli de farklı olabilir. Dolayısıyla dua sırasında önemli olan şekil ve sözcükler değil, samimiyet ve içtenliktir. Allah`ın azametini hisseden, O`nun azabından korkan ve rızasını kazanmayı isteyen insan, kalbinden gelen samimi ve dürüst ifadelerle ona yönelir, dost ve yardımcı olarak onu benimsemiş olan insan, her türlü sıkıntısını ve derdini ona açar. “...Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah`a şikâyet ediyorum...” (Yusuf, 86)

İnsanın ihtiyaç ve sıkıntılarının giderildiği, kendini emniyet içinde ve başarılı gördüğü durumlarda, Allah’tan yüz çevirerek kendi gücünü olduğundan fazla görerek bencilleşebilir. Dolayısıyla insanın bu zafiyetinin önüne geçilebilmesi için, dinî duygu ve inancın sürekli olarak canlı tutulması anlamında duanın son derece önemli bir yeri vardır. İnsanın her fırsatta Rabbine yönelmesi, onunla olan münasebetini koparmaması gerekmektedir. Böylece kişi birtakım sıkıntılı anlarda Allah’a yönelirken, diğer taraftan bilhassa sıkıntılarından kurtulduğu rahatlık durumlarında insanın Allah’ı hatırlaması ve bencil isteklerine kapılmaması hedeflenmiştir.

İnsanın ahlaki ve kutsal yönelişlerinin ihmal edilmesi onu manen kör bir varlık hâline getirmekte ve bu durum onun toplumun yapıcı bir bireyi olmasını engellemektedir. İşte bu noktada dua ve ibadet insanın yaratıcısıyla baş başa kalarak huzur bulması, rahatlaması, modern hayatın altından kalkılması zor çetin yaşam şartlarına tahammül etmesi için büyük bir imkândır. Kısacası dua, insanın yalnızlığını anlamlandırma sürecidir. Bir tükeniş ve çaresizliğin ifadesinden çok, bir varoluş ve yeniden doğuştur. Dua, tümüyle bir “oluş”tur.

 Sevgili Peygamberimizin özlü dualarından birkaç örnekle konumuza son verelim.

“Allah’ım! Dinimi doğru kıl, o benim işlerimin ismetidir. Dünyamı da doğru kıl, hayatım onda geçmektedir. Ahiretimi de doğru kıl, dönüşüm orayadır. Hayatı benim için her hayırda artma vesilesi kıl. Ölümü de her çeşit şerden kurtularak rahata kavuşma kıl.”

"Allah’ım! Senden dinde sebat etmeyi, doğruluğa da azmetmeyi istiyorum. Keza nimetine şükretmeyi, sana güzel ibadette bulunmayı taleb ediyor, doğruyu konuşan bir dil, eğriliklerden uzak bir kalb diliyorum. Allahım! Senin bildiğin her çeşit şerden Sana sığınıyorum, bilmekte olduğun bütün hayırları Senden istiyorum, bildiğin günahlarımdan Sana istiğfar ediyorum!” 

“Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, düşkünlük derecesine varan ihtiyarlıktan, cimrilikten Sana sığınırım. Keza, kabir azabından Sana sığınırım. Hayat ve ölüm fitnesinden Sana sığınırım.”

“Allah’ım! Seni hamdinle tenzih ederim, Senden başka ilâh yoktur. Günahım için affını dilerim, rahmetini taleb ederim. Allah’ım ilmimi artır, bana hidayet verdikten sonra kalbimi saptırma. Katından bana rahmet lutfet. Sen lutfedenlerin en cömerdisin.”


Celaleddin GÜL

Ankara Merkez VAİZİ

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright