Kemalizm benzersiz midir? | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>Kemalizm benzersiz midir? 08.07.2016 17:01

Kemalizm benzersiz midir?


14 Yıllık Ak Parti iktidarında birçok alışkanlığımızın değiştiğinin farkındasınızdır. Bu değişime itiraz eden, direnen azımsanmayacak bir kesim de her vesile ile eskiye olan özlemlerini dile getirmekte.

19 Mayıs ve 23 Nisan gibi cumhuriyet dönemine ait tören ve kutlamaların içerik olarak değişiyor olmasını ulusalcı/Kemalist kanat Ak Parti’nin Cumhuriyetle ve Cumhuriyetin değerleriyle hesaplaşma olarak sunuyor. Kemalist rejimin eşi benzeri olmayan bir başarı hikâyesi olduğuna inananlar azımsanmayacak kadar fazla.

Demokratik değerler ışığında diktatörlüğe ve tek adamlığa gittiği ileri sürülen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarihimize bakıldığında acaba gerçekten diktatörlüğe mi gidiyor?

Kemalist rejim gerçekten eşi benzeri olmayan bir sistem midir?

Mustafa Kemal devrine göre çok farklı bir model mi getirmiştir?

Bu sorulara cevap vermeden son dönem tartışmalarını anlamamız mümkün değil diye düşünüyorum.

1963 yılında Cumhuriyet Gazetesinde Prof. Dr. Suat Sinanoğlu “Türk İnkılabının Üniversal Değeri” başlıklı makalesinde şöyle diyor: “Atatürk İnkılabı ölçülmez bir değerdir; yeryüzünde vuku bulan ihtilallerin en şümullüsü, en radikali ve en hayret vericisidir. Atatürk, gelmiş geçmiş dehalar arasında en kudretlisi, eseri eserlerin en muazzamıdır.”

Buna benzer ifadeleri neredeyse 90 yıl resmi ideolojiden ve taraftarlarından dinledik. Atatürk dönemindeki dünyayı tahlil etmeden gerçek tespit yapılamaz.

1917 öncesinde Avrupa ve Asya’da sadece iki devlet cumhuriyet rejimi ile yönetilmekteydi: Fransa, İsviçre. 1917 yılı sonrası kurulan yirmiye yakın cumhuriyetten ikisi hariç nerdeyse tamamı diktatörlüğe evirilmiştir.

Sovyetler ve İtalya’dan sonra üçüncü tek parti iktidarı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını kapatan Türkiye’dir. Bu tarihi gerçeği bilmeden yapılan demokrasi söylemlerinin içi boştur.

1917’de Rusya’da kurulan Sovyetler ilk diktatörlük örneğiydi. 1922 sonrası BenitoMussolini faşizmi İtalya’da iktidara gelmişti. 1933 yılında Hitler’in Almanya’da iktidarı ele geçirmesiyle liberalizmin son bulduğu düşünülmüş ve diktatörlük rejimi birçok ülkede sempati kazanmıştı. Polonya’da Pilsudiski’nin öncülüğünde ulusal arınma hareketi ile dikta rejimi güçlendi. Litvanya, Macaristan, Portekiz, İspanya, Romanya… Dönemin ruhuna uygun rejimler iktidara geldi.

Dünyada bu gelişmeler olurken ülkemizde de bakış çok farklı değildi. Hakimiyet-i Milliye Gazetesi başyazarı Falih Rıfkı Atay’a göre Türk inkılap fırkasını komünist ve faşist, yani eski bir nizamdan yeni bir nizama geçen memleketlerin partilerinden örnek alarak kurmak gerekliydi.

1923’te CHP Mebusu olan Feridun Fikri Düşünsel İtalyan Faşizmini yeni kurulan cumhuriyet için örnek göstererek şunları söyler: “Bütün Avrupa, faşizmin cihana getirdiği emniyet ve neşe ile ona doğru atılırken, faşizmin bu suretle, sanki pek tehlikeli bir şeymiş gibi görülmesi beni derin düşüncelere sevketti. Faşizmkorkulacak bir şey olarak addolunamaz. Bilakis bizim gibi inkılap yapmış ve onu yaşatmaya azmetmiş milletler için faşizmden çıkartılacak düsturlar vardır. Başlıcası vatanın ihtiyaçlarını hiçbir vakit şekli mülahazalara, indi nazariyelere feda etmemektir.”

Türk Ocakları Reisi ve CHP Milletvekili Hamdullah Suphi Tanrıöver ise şunları söylemektedir: “Faşizm bir vatan ideali etrafında iktisadi refahı, siyasi ve içtimai ahengi tesis etmeyi düşünür. Bu milliyetçiliğin farikası, milletin hâkim ve mahkûmsınıflara ayırmak değil, her meslek erbabının umumi bir işbölümü içinde çalışma hakkını tanımak ve onun yükselmesini temin etmektir. Münevver ve milliyetperver bir gençliğin, İtalya toprakları üzerinde, sınıf gayz ve kininden doğan hareket karşısında derhal kendisini toparlamasını ve büyük vatanperverin (Mussolini) doğru yolu gösteren emri altında, arzın medeniyet membalarından biri olan güzel memleketlerini siyanet edebilmelerini, hürmet ve takdir ile görmüşüzdür.”

Bugünlerde Sayın Erdoğan’ı diktatörlükle suçlayan Cumhuriyet Gazetesi 1930 yılında yayınlanan başyazısında şöyle söylemektedir: “Modern devlet tam sözü ile hâkim bir müessesedir. İçilen suya, oturulan yere, tavanın yüksekliğine, pencerenin genişliğine, hülasa her şeye karışır. Modern devlet, zaten her şeye karışmak için kurulmuştur.”

Faşizm övgüleri, devletin her şeye karışacağını ileri sürmeler… Tarihleri defolarla dolu olanların bugünse birilerini diktatörlükle suçlaması ilginç değil mi?

Dikta rejimlerinin birbirlerinden farkları olmakla birlikte benzer yönlerini şöyle özetleyebiliriz.

Ortak hedef toplumu yerleşik alışkanlıklarından kurtarmaktır. Bu tür rejimlerde gençler önemlidir. Özellikle İtalya, Almanya, Sovyetler gibi diktatörlüklerde devlet partisine bağlı gençlik yapılanmaları oluşturulmuştur. Toplumdaki alışkanlıklarda en kolay gençleri etkileyebilirsiniz.

Dine karşı ya mesafeli olunur ya da Sovyetlerdeki gibi sert bir düşmanlık olur. Din siyasi ve milli davaya hizmet ettiği oranda değerlidir.

Siyasi meşruiyet halka dayandırılır. Halkı uyarmak ve yönlendirmek görevi partidedir. Halk sözde değerlidir ama idareciler eliyle yönlendirilir. Kendi iradesine bırakılamaz.

Sürekli olarak inkılapçı bir bakış vardır. İlerleme, yenilenme esastır. Devletçilik esastır. Özel mülkiyet ya tamamen yasaktır, Sovyetlerdeki gibi, ya da kısıtlanmıştır. Ekonomide mutlak devlet kontrolü esastır.

Rejimi topluma kabullendirmek için gösterişli törenler, resmi bayramlar çok önemlidir. Bütün diktatörlük rejimlerinde büyük meydanlar, büyük statlar yapılmıştır. Merkezinde gençlerin olduğu, tek tip kıyafetlerle kutlamalar yapılır.

Tüm bu anlatımlar ışığında, Kemalizm döneminin ruhunu temsil eden tipik bir dikta rejimidir diyebiliriz. Birçok uygulamasıyla faşizme özenmiştir/etkilenmiştir. Kemalizm’i farklı veya orijinal kılan hiçbir özellik bulunmamaktadır.

Kemalizm’i ilginç kılan tek özellik, muadillerine kıyasla günümüze kadar yaşayan tek rejim olmasıdır! Bunun birçok sebebi olmakla birlikte en önemli sebep Türkiye’nin 2. Dünya Savaşına girmemiş olmasını söyleyebiliriz.

2. Dünya Savaşında galip gelen liberal devletlerle birlikte yeni kurulan dünya sisteminde özellikle Avrupa’da dikta rejimleri yıkılmıştır. Sovyetler bile varlığını 21. Yüzyıla taşıyamamıştır.

Yazının başına dönecek olursak…

19 Mayıs ve 23 Nisan gibi resmi bayramlarda değişen şey rejimin köhne yanlarından kurtulmaktır. Bir ülkenin adının cumhuriyet olması onu demokrat kılmıyor. Bütün dikta rejimleri cumhuriyetle yönetilmiştir. Sembolik dahi olsa parlamentoları açık kalmış ve seçimlere gidilmiştir.

Bu bayramları tamamen kaldırmayı düşünen kimse bulunmamaktadır. Sadece istenilen tek parti dönemi ritüellerinden kurtulmaktır.

Döneminin kötü bir taklidi olan Kemalizm’in ülkenin takozu olmasından kurtulmak gerekmektedir. Daha demokratik, daha özgür, hukukun egemen olduğu, eşitlik duygusunun hâkim kılındığı, adil bir sisteme ihtiyaç duyulmaktadır. O kadar…

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright