Bir silah olarak hukuk | HerAy Elazığ Aktuel-Elazığlıyım diyen herkesin dergisi
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>Bir silah olarak hukuk 29.05.2016 17:21

Bir silah olarak hukuk


17/25 Aralık öncesinde HSYK’da başmüfettiş olan birisiyle sohbet ediyorduk. İsmi bizde saklı kalacak olan bu zat zamanında çok kudretliydi. Teftişe gittiği adliyelerde, deyim yerindeyse sıkıyönetim ilan edilirdi. “Kelle” almakla nam yapmıştı.

17/25 Aralık sürecinden sonra hâkimliğe geri döndü/döndürüldü. Sebebini tahmin edebiliyorsunuzdur.

Paralelle mücadele denilen soruşturmalara ilişkin kendisiyle yaptığım sohbette sarf ettiği sözler birçok gerçeğin ispatı gibiydi. Amacı tabii ki bu değildi ama bizim işimizde satır aralarında gizli gerçeği bulmak!

Zamanın süper savcısı Zekeriya Öz hakkında konuşuyorduk. Biliyorsunuz, Zekeriya Öz ülkeyi terk etti. Nerede olduğunu bilen yok. En azından bilenlerden sızan bilgi yok.

Ergenekon ve Balyoz davalarındaki tutuklamalar hakkında konuşuyorduk. Dönemin Başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın her şeyden haberinin olduğunu söylüyordu. Kendisi Zekeriya Öz’ü şahsen tanıyan birisidir. Dolayısıyla anlattıkları yorumun ötesinde, değerli sayılacak şeylerdi.

Zekeriya Öz’ün başmüfettişe aktardığı beyanına göre tutuklanacakların listesi önceden Erdoğan’a gidiyormuş. Başmüfettiş Zekeriya Öz’den dinlediklerini bana aktarırken şunu ifade etmeye çalışıyordu: “Erdoğan her şeyi biliyordu. Paralel kumpas diye bir şey yok. Tutuklanacakların listesi önceden kendisine gidiyordu. 17/25 Aralık gerçekten bir yolsuzluk soruşturmasıdır.”

Sayın Başmüfettiş bir şeyi atlıyordu. Hukuki saiklerle değil de, birilerinden gelen listelere göre soruşturma yapan bir insan neden 17/25Aralık sürecinde de başka birilerinden gelen listelere göre hareket etmesin ki? Veya, neden 17/25 Aralık soruşturmasında Erdoğan’a bilgi vermemiştir?

Öyle ya, madem talimatla iş yapıyorsun. Neden 17/25 Aralıkta bilgi vermedin? Demek ki talimat aldığın yer değişti! Zamanında derdi hukuk olmayan ve talimatla iş yapan birisi demek ki 17/25 Aralıkta da başkalarından talimat almıştır!

Sıradan bir aklın soracağı bu basit sorular için Aristo mantığına ihtiyaç yok sanırım!

Yargıtay’ın Ergenekon Davasını usulden bozması üzerine yukarıda anlattığım anım aklıma geldi. Maalesef ülkemizde hukuk tartışılır olmaktan bir türlü çıkamıyor.

Bizde hukuk her zaman en sıkıntılı konuların başında gelmiştir. Ne hâkimlerin, ne siyasilerin, ne de sistemin derdi adalet olmamıştır. Mağdurlar rejimi olan cumhuriyet döneminde yaşanan acıların birçoğu mahşeri adalete kalmıştır.

 “Önce sanığın idamına, cezanın infazına… Daha sonra tanıkların dinlenmesine!” diye yazılan kararlardan tutunda, sizi buraya atan irade böyle istiyor diyen emir eri hâkimlere kadar…

Sistem vatandaşını mağdur etmek üzere kurulmuştur.

Bir ondan, bir bundan asmakla adaleti sağladığını düşünen insanların yaptığı Anayasa ile yönetiliyoruz. Başka söze gerek var mı?

Şimdi Ergenekoncular ne olacak? O kadar iddianın hepsi mi kumpastı? Bu kumpası hazırlayanlar gibi alet olanlarda suçlu değil mi? Acaba sırf kumpasçılara duyulan husumet yüzünden aradan gerçek suçlular da kurtulmuş olamaz mı? Bugün başka savcıların eline listeler gidiyor olamaz mı?

Cemaat kendi silahıyla vuruluyor. Hukuku bir silah gibi kullanmanın acısını yaşıyor. Namlu kendisine dönmüş durumda. Bu yöntemi insanlara kendileri öğretti!

Cemaat mensupları yaşattığı acıların hesabını vermek zorundadır. Ama kimse bir intikama alet olup hukuksuzlukla muamele görmemelidir.

Sistemi adaletle hükmedecek seviyeye çekmedikçe mağrurlar ve mağdurlar hep yer değiştirecek. Bizden de “Adaletçilik oyununda” saf tutup, birilerini alkışlamamızı isteyecekler.

Dindarlık kaygısı güttüğünü düşündüğümüz insanlar adalet konusunda sınıfta kalmıştır. Bu başarısızlığın faturası çok ağır olacaktır.

Kemalizm toplum mühendisliğinde başarılı olamamıştı. Toplumun çok büyük bir kesimini ikna edemiyorlardı. Halk yüksek sesle itiraz edemiyordu ama dayatmacı uygulamalardan da rahatsız oluyordu.

Kemalistlerin seksen yıl başaramadığını muhafazakârlar başardı. Muhafazakâr aklın adaletle imtihanı kötü sonuçlandı. Toplumda asla eşitlik duygusu yerleşmedi.

Laikliğin yeniden tartışmaya başlandığı bugünlerde, laikliğin güvence olduğuna dair en büyük delil muhafazakâr tecrübe oldu. Kemalizm’in başaramadığını muhafazakârlar başardı.

Adalet, bir eşitlik düşüncesidir. Daha adil bir sistem kurulmadıkça, hukukun gücü elde tutmak için bir silah gibi kullanılmasından vazgeçmedikçe, sonuç çok daha kötü olacaktır.

Bu kadar insanın vebaliyle huzurlu bir ülke inşa etmek mümkün değil…

http://www.herayaktuel.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright